• Kırmızı Reishi Mantarı Kullanımınıyla Vücutta Meydana Gelen Değişiklikler:

    Birçok kişi reishi mantarını koruyucu gıda takviyesi olarak kullanmakla birlikte vücut asidik bir maddeden alkalin bir duruma geçtiğinde belirtileri anlamıyor ve yorumlamada başarısız oluyor. Bu semptomların ve değişikliklerin birçoğu rahatsız edicidir ancak süresi kısa, sporadikt ve iyileşme sürecinin gerekli bir parçasıdır.

    Bunun olmasının çeşitli nedenleri vardır:

    1. Vücut ve zihin değişiklikleri göstermeye başlar; çünkü vücuda gelen besin maddelerinin kalitesi vücudun dokusundan daha kalitelidir. Vücudunuz doku oluşturmak için yalnızca bir malzemeyi kullanır (sizin yemiş olduğunuz yiyecekler ve içerdiği besin maddeleri). Modern gıdalar genellikle zayıf besin içeriğine sahiptir ve genellikle katkılarla birlikte zehirlidir.
    Vücut üstün malzemelere yer açmak için alt sınıf materyalleri atmaya başlar. "Sırt ağrısına" neden olan böbrek, "soğuk algınlığı" belirtilerine neden olan solunum sistemi problemi ya da ciltte kabarma, sivilce, kızarıklık, sedef vb. neden olan deri yoluyla materyalin atılması "diyare" ye neden olabilir. Fakat bütün bu tesirler geçici olmakla birlikte vücut toksinlerden temizlendiğinde tamamen yok olacaktır.

    2. Hazımsızlık, mide ekşimesi, gaz, şişme ve geğirme genellikle üstün besin maddelerini kullanmaya başladıktan sonra başlar. Vücudunuz bu besleyicileri sindirmek için kullanılmadığından, sıklıkla bu besin maddelerinin uzun süre eksik kaldığını gösterir. Vücudun sindirimi genellikle bir veya iki hafta içinde düzelir. Besin maddelerini yemeklerle birlikte almak sıklıkla yardımcı olacaktır.

    3. Bastırılmış vücut fonksiyonları vücudu detoks için uyaracaktır. Vücut, bu ilerlemeyi bastırmak için bir şey yapmadığınız sürece, en azından daha önce olduğu gibi aynı sağlık seviyesine geri dönecektir;

    Bu besinlerin vücuda verilmesini durdurmak
    Desteğin çok erken azaltılması
    Başta sorunlara neden olan toksin alımına devam edilmesi

    4. Bu anda daha fazla dinlenme ve uyku çok önemlidir. Toksinler ortadan kaldırıldıktan sonra vücut yapılandırma işlemi için hazırdır.

    5. Orta derecede kilo dalgalanması sıklıkla ortaya çıkar (ya kilo kaybı ya da kilo artışı), ancak dengelenir.

    6. Deri döküntüleri veya sivilce. Cilt en büyük toksin atma organıdır, bu nedenle ciltten çıkan toksinler kavramı, yüz yüze gelinmesi zor olsa bile kolayca anlaşılır.

    7. Ağrılar ve artrit yıllarca sıkıntı yaşamamış olsanız bile genellikle karıştırılır. Bu, ürik asit ve toksinler, vücudun temizlenmesiyle bu koşulları arttırdığı için olur.

    8. Ateşlenme, bekleyen bakteri ve virüs temizlendiğinde ortaya çıkabilir. Bu cesaret kırıcı gibi gelebilir, ancak şifa krizi uzun sürmez ve bu toksinlerin ve hastalık elementlerinin temizlenmesinin faydaları hayati önemdedir. Bu bakteri, virüs veya toksinler er ya da geç görülür. Onları normal şartlarda idare edebilecek sağlıklı bir vücuda sahip olabilirsiniz veya zayıflamış vücudunuza aşırı yük verince ortaya çıkarlar.

  • Pusula gazatesinden reishi mantarı ile ilgili bir makale

     

    Zonguldak'ın Ereğli ilçesinde İlyas Mat adlı vatandaş, birçok hastalığı iyi geldiği belirtilen ve doğada nadir olarak bulunan reishi mantarını 4 yıllık aramaları sonucu ormanlık alanda buldu.

    Kdz. Ereğli ilçesinde demir çelik fabrikasında çalışan 42 yaşındaki evli ve üç çocuk babası İlyas Mat, 2012 yılından bu yana aradığı reishi mantarını Keşkek köyü yakınlarındaki ormanlık alanda buldu. Reishi mantarı ile ilgili 2012 yılında yayınlanan bir haberi okuduğunu ve o günden bu yana ormanlık alanlarda arama yaptığını ifade eden Mat, kendisine ait dağ evi yolu üzerinde mantarı bulduğunu söyledi. Mat, "2012 yılında okuduğum bir haberde bir öğretmenin Zonguldak dağlarında reishi mantarı bulduğunu okumuştum. Bu Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi tarafından tescillenmiş bir üründü. Haberi okuduktan sonra çevremde de var mıdır diye o gün bugündür arıyordum. Dağları alt üst ettik ama her gün gelip geçtiğim yol üzerindeki kütükte buldum. Artık bizim dağlarımızda da bu reishi mantarı olduğunu da tescillemiş olduk. İnternetten karşılaştırılabilir. Çeşitli haber ve bilgi kaynaklarından bakılabilir" dedi.

    Reishi mantarının 2-3 bin yıl öncesinden geldiğini ve Çin İmparatorları tarafından tüketilerek birçok hastalığa iyi geldiğini dile getiren Mat, Bu mantar 2-3 bin yıl önce Çin İmparatorları tarafından ölümsüzlük mantarı diye tabir ediliyor. Uzak Doğu tarafından ölümsüzlük mantarı diye tabir edilir. Kahve, çay olarak tüketilen bir ürün. Bu yenen bir mantar türü değil, ağacımsı bir mantardır. Bu mantarı havanda ya da bir mikserde öğütürsünüz. Toz haline getirilip demlenme usulü kullanılan bir mantar. Şifa mantarıdır, kansere birebir faydalıdır� diye konuştu.

    Reishi mantarını bundan sonra da aramaya devam edeceğini belirten Mat, bu işe merakı olup aramak isteyenlere de Kdz. Ereğli bölgesindeki ormanlık alanlarda rehberlik yapmaya hazır olduğunu ifade etti. Çok ender bulunan bir tür olan reishi mantarının sürü halinde üremediğini, tek tek ürediğini dile getiren Mat, genellikle yüz bin devrilmiş ağaçta bir görüldüğünü söyledi. Mat, mantarın kilosunun bin TL'den alıcı bulduğunu sözlerine ekledi.

    Çin tıbbında yaklaşık 4 bin yıldır ilaç olarak kullanılan reishi mantarı doğada ender olarak bulunuyor.

    Reishi Mantarı nedir?

    Reishi Mantarı (Ganoderma Lucidum) güzel dünyamızda yetişen yüksek derecede değerli bir bitkidir. Yaban ormanlık alanda canlı ağaçlar üzerinde ve çok nemli, içerisin az ışık geçiren yoğun bir şekilde ağaçlı ormanların içinde bulunan çürümeye yüz tutmuş ağaç kütükleri üzerinde yetişir. Bu mantar 4000 yıldan fazla bir süredir Geleneksel Çin ve Japon tıbbında kullanılmaktadır. Reishi geniş, oldukça dayanıklı, odunsu ve şişe mantarımsı bir mantardır. Reishi mantarının %75'i su iken mantarların çoğunluğu %90 civarında sudur. Kuru ya da ıslak yenilmez bu yüzden bu mantardan bir mantar özü ya da çay elde edilmelidir.

    Saygı gösterilen bu mantarın birçok ismi vardır: Çincede "hayalet bitki" anlamına gelen LingZhi ve Japoncada Reishi sade olanlarıdır. "Ölümsüzlük Bitkisi", ''Ölümsüzlük mantarı'', "Ruhsal Gücün Bitkisi" ve "On Bin Yıllık Mantar" gibi isimler yaygın olarak bilinen ve bu mantarın mutluluğu, bilgeliği ve uzun yaşamı destekleyen, sağlamlaşan zihin ve vücut içindeki itibarı için verilen isimlerdir. Latince ismi Ganoderma Lucidum'dur. "Gano" parlak, "Derma" kabuk ve "Lucidum" göz alıcı anlamına gelir ve Latincede meyvemsi gövde görünüşlü anlamını ima eder. Reishi mantarının 6 çeşidi ve rengi vardır fakat yaygın olarak kullanılan ve Kuzey Amerika, Çin, Japonya, Tayvan ve Kore'de ticari olarak ekilen çeşidi Kırmızı Reishi'dir Geçmişte Reishi doğada sadece az bir miktarda yetişirdi ve bu yüzden oldukça pahalıydı. Geçmiş 20 yıl içerisindeki başarılı Ganoderma Lucidum ekimleri mantarı daha kolay bulunur ve uğraşılabilir yaptı. 15 yılını bir doğal ekim metodunu geliştirmek için harcayan Japon bilim adamı olan Shigeaki Mori Reishi mantarından sporlar ya da tohumlar yetiştirdi ve Reishi mantarı ekimine öncülük etti. Dünyanın önde gelen mantar uzmanlarından biri olan Paul Stamets yağmur ormanlarından Reishi mantarlarını seçer ve Amerika Birleşik Devletlerinde çok dikkatli bir şekilde kontrol edilen şartlarda sporları ıslah eder. Onun mantarları çok güçlü ve hayati olduğundan müşteri toplar ve dünya çapında takipçiye sahiptir.

    Geleneksel Çin Tıbbında Reishi birçok yararlarına göre en çok değerli şifalı bitkidir ve yan etkisi yoktur. Steroid hormonlarına benzeyen bir moleküler yapıya sahip ganoderik asit olarak bilinen triterpenler gurubu sadece bilinen bir kaynaktır. Meyvemsi gövdesi, Beta-D-Glucans içeren şifalı bitkiler arasında en aktif polisakkaritlere (uzun moleküllü şekerler) sahiptir. Reishi ayrıca ergosteroller, tamamlanmış proteinler, doymamış yağ asitleri, vitaminler ve riboflavin (B2), magnezyum, kalsiyum ve çinko içeren mineraller ihtiva eder. Ganoderma Lucidumun (kırmızı reishi mantarı) farmakolijik kullanımı; bronşit, alerji, kan basıncı düzenleyici, yükseklik korkusu, kemoterapi destekleyici, HIV destekleyici, yorgunluk, yüksek tansiyon, yüksek triglıserid ve hepatit için kuvvet ilacı, bağışıklık sistemi güçlendirici gibidir ve ağrı kesici özelliklere sahiptir. Yeni oluşmakta olan ve hatta tedavisi başlayan Hepatit A,B ve C içinde Reishi Mantarı özünün yüksek derecede etkili olduğuna dair kanıtlar vardır. Reishinin temel özellikleri; kanı temizlemek, bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek, sinir gerginlilğini azaltmaktır. Bu özellikler, vücudu dengeleyen ve normal çalışmasına yardım eden özelliklerdir ve hastalıklar tedavi edici özelliklerdir.

    Kullanımın başlarında bazı insanlar baş dönmesi, kaşıntı, susuzluk ve hatta küçük ve büyük tuvalet ihtiyacında artış hissedebilir. Bunlar Ling Zhi mantarının yararlılığını deney ve uygulamayla kanıtlar. Toksinler vücut tarafından eritilir, bir araya getirilir ve vücuttan atılırlar. Bu yüzden yukarıda bahsettiğimiz bu reaksiyonlar normaldir ve iyileşmek için gereklidir.

    GELENEKSEL UZAKDOĞU TIBBINDA:

    Mide, karaciğer, böbrek ve kalp üzerine güçlendirici ve destekleyici etki yaptığı, kanı beslediği, kandan toksinleri söküp atarak, vücudun herhangi bir yerinde toksin birikmesini engellediği bilinmektedir. Ruhu dinlendirdiği sakinleştirdiği için tonikum ve sedativum olarak kullanılmıştır.

    Yüksek tansiyonda, karaciğer rahatsızlıklarında, kanserde, uykusuzlukta, öksürükte, baş dönmesinde ve iştahsızlık ile libido düşüklüğünde yüzyıllardan beri kullanılmaktadır. (1)

    Son yıllardaki bazı çalışmalarda, Ganoderma lucidum (Reishi) meyvelerinin ekstraktlarında kanser hücrelerinin haberleşme yolları (signaling patways) üzerine etkili bileşikler bulunduğu gösterilmiştir. Yüksek metastatik kanser hücrelerinin en önemli özelliklerinden birinin AP-1 ve NF-KB trankripsiyon faktörlerinin sürekli aktivasyonu olduğu bilinmektedir. Hızla yayılan göğüs kanser hücrelerinin yayılma hızlarının inhibisyonu için bu trankripsyon faktörlerinin inhibe edilmesi gerektiği gösterilmiştir. Ganoderma lucidium (Reishi) mantarından hazırlanan ekstraktlarda (meyva ve spor) bulunan bileşiklerin AP-1ve NF-KB nin aktivitelerini (özellikle prostat ve meme kanserlerinde) sürekli inhibe ettiği gösterilmiştir. Buna ek olarak, diğer bir çok aynı yönde etkili bileşiğin yanı sıra Ganoderma lucidum (Reishi) dan elde edilen bir alkolik ekstraktın, meme kanserinde kanser hücrelerinin cell siklus inhibitörü olan p21 /waf-1 in aktivitesini G1 fazının arresti (ölümü) yoluyla bozarak ve cyclin D1'i nonfonksyonel hale getirerek, proliferasyonu inhibe ettiği gösterilmiştir.

     

    Haber : İhlas Haber Ajansı

  • Kırmızı Reishi Mantarı(Ganoderma Lucıdum) nın Anti-viral Etkileri:


    Ganoderma lucidumdan izole edilen lucidenik asit O, lucideik lakton, linoleik asit, ganodermik asit B, C, H, ganoderiol A, B, F, ganodermanontriol ve lucidimol B’nin antiviral özellikler taşıdığı, AİDS'e neden olan HIV ve HERPES virüslerine karşı ümit verici sonuçlar verdiği belirtilmektedir. (Eo ve ark. 1999; Wasser 2005 )Ganoderma lucidumun HERPES simplex virüsüne direk etki ettiği, virüsün konak hücreye yapışmasını ve girmesini engelleyerek antiviral etkili olduğu gösterilmiştir.Ganoderma lucidumdan izole edilen ganoderik asidin hepatit-B virüsünün çoğalmasını engellediği gösterilmiştir. (Li ve Wang 2006 )Herpes zosterde (zona) ağrı ve derideki problemleri azaltmaktadır. İçinde Ganoderma lucidumda bulunan bitki karışımının sıcak suda elde edilen özütünün verildiği 5 Japon zona hastasında hastalığın bir kaç gün içinde ağrısının azaldığı, 10 gün içinde ise tamamen yok olduğu görülmüştür.(Hijikata ve ark. 2005)

  • Kırmızı Reishi Mantarı(Ganoderma Lucıdum)nın Anti-Bakteriyel Etkileri:


    Ganoderma lucidumun antibaktariyel etkisinde en önemli bileşikler triterpenlerdir. Ve bu mantarlardan elde edilen bazı ekstraktlar bacillus subtilis, B.cerus coryne bacteriyum dibhetaeria, eshericia coli, klebsiella oxytoka, phylococcus aeteus gibi toplam 15 bakteriye karşı başarıyla kullanılmaktadır. Helicobacter pylory insanlarda gastrit, ülser ve mide kanserine yol açmaktadır. Ganoderma Lucidum un özütünde bu bakterinin büyümesinin durduğu gözlenmiştir. Bu nedenle efsane mantar Ganoderma lucidumun ülsere karşı son derece etkili olduğu bilinmektedir.

  • Kırmızı Reishi Mantarının (Ganoderma Lucidum) Nevrastenya(Sinir Zayıflığı) Üzerine Etkisi:


    Sinirler metabolizmanın birçok işlevini yerine getirmesinde görevlidir. Beyinden organlara, organlardan beyne duyu ve hareket uyarılarını ileten beyazımsı teller ve bu tellerin oluşturduğu demete sinir denir. Sinir insanlarda kızgınlık, öfke belirtisiyle kendini gösteren durumun tanımında da kullanılır. Kişilerin herhangi bir durum, bir olay karşısında tepki gösterme duyarlığı, tepkisi de sinir olarak adlandırılır. Sinir bir anlamda kişinin ruhsal niteliğidir. Bazı kişiler için “sinirleri çok güçlü, tepki vermiyor”, denirken bazılarına da “bu dönemde sinirleri çok zayıfladı, her şeye ağlıyor”, denir. Her iki durumda kişinin ruhsal durumunu tanımlıyor. Kişilerdeki tepki değişiklikleri, davranış değişiklikleri sinirlerin durumuna bağlanır.
    Ani sinirlenme, çabuk tepki verme, kişilik belirtisi olabileceği gibi bazı hastalıkların habercisi de olabilir. Aniden sinirlenme hipertansiyonun ipuçlarından biri olarak da karşımıza çıkabilir. Kan basıncı yükselen kişiler sinirli olur. Hipertansiyon sinirlenmeye neden olur. Sinirlerin zayıflaması B vitamini eksikliğinden de kaynaklanmaktadır. B vitamini sinirleri güçlendiren bir özelliği bulunmaktadır.

     

    Bazı darp, ezilme, kaza gibi durumlarda bazı sinirler hasar gördüğünden görevlerini yeterinde gerçekleştiremezler. Bu durumda sinir zayıflaması olarak tanımlanmaktadır. Örneğin bel, boyun fıtığı gibi sorunlarda bu bölgedeki sinirlerde zayıflama olduğu söylenmektedir. Bu tür şikayetleri olanların doktora başvurmasında yarar var.

    Sinir Zayıflamasında Ganodermanın Rolü
    Çin ilaçlarında Ganoderma lucidum merkezi sinir sistemi üzerinde çalıştığı için nevrasteni(sinir zayıflaması) ve uykusuzluğun tedavisinde kullanılmıştır. Ganoderma lucidum özütü, vücut aktivitesini inhibe edebilir ve azaltabilir. Bu önleyici etki niceliksel ve etkinlik düzeyi düzenini sürdürmek için yararlıdır. Ganoderma lucidum'un kafein gibi merkezi uyarıcıların aşırı dozajı sonucu ölümü ertelemesi, Ganoderma lucidum'un inhibisyon etkisi uygulayarak merkezi sinir sistemi üzerinde çalıştığını gösterir.

    Eski Çin medikal yayınlarında, Ganoderma lucidum "duyguyu dengelemek", "bilgeliği arttırmak" ve "bellek gücünü arttırmak" için görev yapabilir. Son zamanlarda, Ganoderma lucidum'un nevrastinin neden olduğu uykusuzluğa belirgin etkisi olduğu bildirilmektedir: Etkinlik% 87.14 ila% 100'tür. Genel olarak, uykuda iyileşme, iştah artışı ve vücut ağırlığı arttıkça 10 ila 15 günlük bir periyot sonrasında etki belirgin hale gelmeye başlamıştır. İlgili baş ağrısı ve baş dönmesi azaltılır veya durdurulur. Ganoderma lucidum, merkezi sinir sistemi üzerinde nispeten güçlü bir etkiye sahiptir ve bu da Ganoderma lucidum'u nevrasteni ve uykusuzluğun tedavisi için etkili bir madde yapar. Ganoderma lucidum, nevrasteni ve uykusuzluk yaşayan hastalar için giderek daha vazgeçilmez hale geliyor. Bugüne kadar, Ganoderma lucidum'un nevrastenya ve uykusuzluk üzerine etkisi açıkça tanımlanmış ve Çin Devleti farmakopesinde belirtilmiştir. #kırmızıreishimantarı #ganodermalucidum #sinirzayıflaması#nevrasteniya #nevrasteni #uykusuzluk #sinirlilik #merkezisinirsistemi

  • Antihipertansif özellikler

     


    Yihuai Gao et.al. 2004 yılında koroner kalp hastalığına yakalanan 170 hastayla yapılan çift kör, randomize, plasebo kontrollü bir çalışmada, diğer pozitif etkilerin yanı sıra anti-hipertansif özelliklerin Ganoderma alanlara bir damla kan basıncına neden olduğunu bildirdi 12.5 hafta tedaviden sonra 142.5 / 96.4 mmHg ila 135.1 / 92.8 mmHg arasındadır. Modern ilaçların bile anti hipertansif etkisi tam olarak anlaşılamadığından dolaşım sistemi üzerinde Ganodermanın çok faktörlü bir etkisini varsayabiliriz. Lee ve ark. 1990'da hayvanlardaki femoral arterde ve böbrek sinirindeki aktivitelerde BP'yi ölçtüğü sıçanlarda ve tavşanlarda yapılan bir deneyde, Ganoderma ekstraktının uygulanmasıyla bir damla BP ve sempatik sinir aktivitesinin inhibisyonuna neden olduğu bulundu. Bu etkilerin ifadesi doza bağımlıdır. Bu nedenle, Ganoderma lucidum'un hipotansif etki mekanizmasının, sempatik sinir aktivitesinin merkezi inhibisyonundan kaynaklandığı sonucuna vardılar. Mizuno ve ark. 80'lerden önceki çalışmalarında, Ganoderma'nın hem hipotansif hem de hipertansif komponentleri (homeostaz olarak da adlandırılır) olduğu varsayıldığını belirtti. Sıçanlarda (konjenital hipertansif) hafif hipotansif bir etkiye sahip peptidoglikan (moleküler ağırlık, 100.000), Ganoderma'nın sıcak su özü. Bir rapora göre, esansiyel hipertansiyonu olan hastaların yaklaşık yarısında kan basıncı, bir Ganoderma özütü uygulandığında azaltıldı. Son zamanlarda bir hipertansiyona bağlı anjiyotensin-I-dönüştürücü enzimin Ganodik asit (B, D, F, H, R, S ve Y) tarafından inhibe edildiği bulunmuştur; Ganoderal A ve Ganoderol A ve B, modern ACE bloke edicilerin benzer bir etkisidir. #reishimantarıvehipertansiyon #ganodermalucidum #hipertansiyon

  • Reishi Mantarının Anti-Viral Etkisi

     

     

    Anti-viral aktivite
    Virüsler kendilerini çoğaltmak için insan hücrelerinin DNA replikasyon mekanizmasını kullandığından, bir tedavinin zorluğu, kendi replikasyonunu veya protein biyosentez mekanizmalarını keserek etkilenen konakçı hücrelere zarar vermeden virüs DNA replikasyonunu bloke etmektir. İzole edilen anti-herpes ve influenza ajanları protein ile bağlanmış polisakkaritlerdi ve bu da vaat eden bir antiviral etki gösterdi; bu, interferon ile kombinasyon ile iyileştirilebildi. Diğer yazarlar anti-HIV karakteristikleriyle birkaç triterpenoid ve triterpen izole etmiştir. Iwatsuki ve diğerleri.
    2003 yılında Epstein-Barr virüslerini önemli ölçüde inhibe eden bir triterpen asidi bulguları bildirdi. Hijikata et.al. Ganodermanın herpes zosterli 5 hastadaki etkisini gösterdi. Tüm hastalar birkaç gün içerisinde ağrının rahatlamasını sağladı ve 10 gün sonra tamamlandı. Tedaviye hızlı bir şekilde yanıt verdiler ve hiçbiri 1 yıllık takip periyodunda post herpetik nevraljiyi geliştirmedi. Liu ve diğerleri. 2005, Ganoderma'dan elde edilen protein esaslı polisakkaritlerin, virüs enfeksiyonu öncesi veya sırasında uygulandıklarında, herpes virüsü aktivitelerini çok daha etkili şekilde engellediğini gözlemledi. Enfeksiyon sonrası bir uygulama bazı etkiler göstermesine karşın daha az etkili oldu: "Virüs enfeksiyonu sırasında tedavi edilen ve tedavi edilen antiviral etkiler, enfeksiyondan sonraki tedaviden daha belirgindi. Hassas mekanizmanın henüz tanımlanamamış olmasına rağmen, çalışmalarımız, GLPG'nin viral adsorpsiyonun erken olaylarıyla müdahale ederek ve hedef hücrelere girerek viral replikasyonu engellediğini önermektedir. Dolayısıyla, bu proteoglikan aday bir anti-HSV ajanı gibi görünüyor "Bu, Ganodermanın, bir şifalı yeteneğine kıyasla herpes enfeksiyonuna karşı belirli güçlü koruyucu özelliklere sahip olabileceği izlenimini bırakır.
    Bununla birlikte, Ganoderma'nın HIV ve diğer virüse bağlı hastalıkların tedavisinde etkili bir şekilde katkıda bulunabilmesi için, klinik araştırmalarda gösterilmesi gerekiyor. #reishimantarı #ganodermalucidum #antiviral#herpes #hiv

  • Kırmızı Reishi ürünlerinin yanı sıra sağlığımı daha nasıl iyileştirebilirim?

    Beslenme uzmanları aşağıdakileri önermektedir:

    Rafine şekeri kullanmaktan kaçının. Yerine saf bal veya meyve şekeri koyun.
    İşlenmiş gıdalardan (örn., Konserve gıdalar, hazır erişte, soda popu vb.) Kaçının
    Beslenme dengenizi korumak için her besin grubundan sağlıklı bir doğal gıdalar karışımı yiyin. Diyetinize, özellikle sap ve kökleri olan her türlü sebzeyi ekleyin.
    Daha fazla su için. Günde 8 bardak su içmeyi deneyin. Bu, hücresel dehidrasyonu önleyecek ve vücudunuzu zehirli atıklardan arındırmak için metabolik işlevlerinizi geliştirecektir.

    Reishi Özü, Reishi'den ham halinden nasıl farklı çıkar?

    Ham Reishi'nin kendisi zor ve yenilebilir değildir; ham halindeki Reishi'nin besin değeri, daha fazla işlem yapılmaksızın düşüktür. Vücudun, çiğ Reishi'nin aktif bileşenlerini herhangi bir ekstraksiyon olmadan absorbe etmesi çok zordur.

    Geleneksel Çin Tıbbı'nda (TCM) ve kullanım ömrü boyunca sadece tamamen yetiştirilen kurutulmuş Kırmızı Reishi Mantarı kullanıldı, dilimlere kesildi, sıcak suda kaynatıldı ve nihayet aktif maddeleri düzgün bir şekilde sindirmek için bir çay / çorba içinde çözündürülebildi. .

    Artık Reishi ürünlerinin Japon üreticileri, çiğ Reishi'nin, Reishi'nin besleyici özünü (sıcak su ekstraksiyonu) düzgün bir şekilde çıkarmak için yüksek basınç ve sıhhi ortamda birçok kez kaynatıldığı rafine edilmiş ve yoğun bir işleme tekniği kullanıyor.

    Pazar yerindeki alt Reishi ürünleri, yalnızca daha fazla rafine edilmemiş olan ham Reishi'nin toz haline getirilmiş tozuyla yapılır.

  • Kırmızı Reıshı Mantarı (Ganoderma Lucıdum) karaciğer ve böbreklerin oksidatif hasarını önlemektedir.


    **Ganoderma Lucıdum’ un hücresel DNA’ yı oksidatif hasara karşı koruyan biyolojik aktif bileşikler içerdiği bildirilmiştir. Ganoderma Lucıdum’ un özütünün ultraviyole ışınları ve radikali sonucu DNA’ da oluşan kırıklara karşı koruma sağladığı bulunmuştur.
    **Ayrıca bu yıl Journal of Ethnopharmacology dergisinde yayınlanan bir çalışmada Ganoderma Lucıdum ‘ un suda çözünen özünün oksidatif DNA hasarı sırasında ortaya çıkan 8OHdG konsantrasyonunu düşürdüğü gösterilmiştir.


    **Lee ve Ark. Tarafından yapılan bir araştırmada Ganoderma Lucıdum’ dan izole edilen aminopolisakkaritlerin hidroksil radikali (OHx) v esüperoksit anyonunu )o2-) inaktive etmiş ve reaktif oksijen türleri tarafından indüklenen oksidatif strese karşı koruyucu etkisi olduğu ortaya konmuştur.
    **Ajith ve janardhanan yazılan bir makalede Ganoderma Lucıdum’un ciddi antioksidan özellikler içerdiği belirtilmektedir.
    **Ganoderma Lucıdum’ un antioksidan özelliği sayesinde makrofajlardaki süperoksit anyonu oluşumunu engellediği bundan dolayısı ile ateroskleroza karşı terapatik bir ajan olarak kullanabileceği ortaya konmuştur.
    **Vücudun oksijen kullanımını düzenleyen Ganoderma Lucıdum kalp krizini ve spazmı önlemektedir.

  • Kırmızı Reıshı Mantarı(Ganoderma Lucıdum)nın Dolaşım Sistemine Etkileri:


    Hareketsiz yaşam tarzı, yağ oranı yüksek diyetler ve beslenme biçimi, günlük hayatta maruz kaldığımız yüksek stres seviyeleri kandaki kolesterol seviyelerinin yükselmesine ve bunlara bağlı olarak Kardiyovasküler hastalıklarda belirgin artışlara neden olmaktadır. Kırmızı Reishinin düzenli tüketilmesi ile dolaşım sisteminde oluşan aşağıdaki etkiler sonucunda bu hastalıkların önlenmesi veya daha kolay mücadele edilmesi mümkün olmaktadır


    KAN DOLAŞIMI VE KALP:
    - Bünyesinde bulunan Pollisakkaritler (beta glukanlar) sayesinde kemik iliğindeki RNA ve DNA miktarı artar; bunun sonucunda burada oluşan akvuyar ve lenfosit hücrelerinin sayısında artışa neden olur.
    - Hemoglobin miktarında artışa neden olur
    - Kanı sulandırıcı etkisi nedeni ile pıhtı (Platelet) oluşumunu engeller. (kalp krizi riski azalır.)
    - Alyuvarların kolay hareket etmesini sağlayarak kan akışını hızlandırır ve damar tıkanıklıklarını önler. ( böylece kalp krizi riski azalır).
    - Kan ile hücrelere taşınan besin ve oksijen miktarı artar.
    - Yüksek kan basıncının (yüksek tansiyonun) düşürülmesinde etkindir. (bu etki araştırmalar ile kesin olarak kanıtlanmıştır.)
    - Ganoderma Lucidum, bünyesinde bulunan Adenosin maddesi sayesinde kandaki kötü kolesterol tabir edilen LDL kolesterolü ve Trigliseridi düşürür, iyi kolesterol olarak tabir edilen HDL kolesterolün yükselmesine yardımcı olur.
    - Strese bağlı ritim bozukluklarını düzeltir.
    - Kandaki şeker seviyelerini düzenler.

  • Kırmızı Reıshı Mantarı(Ganoderma Lucıdum)un kanser hastalığına etkileri


    Moskova Kanser Araştırma Enstitüsü çalışmalarında Kırmızı Reishi Mantarının ,
    Kanser hastalarının bağışıklık sistemini güçlendirmede etkili olduğu saptanmıştır.
    Kanser metastazlarını önlemede yardımcıdır.


    Bağışıklık ve endokrin sistemlerini kuvvetlendirerek, kanserli hastalarda tedavinin kesilmesine neden olduğu için çok ciddi komplikasyonlar olan grip, üst solunum yolu enfeksiyonu, mantari enfeksiyonlar, hepatit gibi hastalıkları önler; bunların tedavisinde uygulanacak antibiyotikler sonucunda görülebilecek ishal ve diğer problemlerin önlenmesini sağlar. Böylece uygulanan tedavilerin de aksatılmadan yürütülebilmesine yardımcı olmaktadır.

    Kemoterapinin Yan Etkilerini Azaltır
    Uygulanan kemoterapi ve radyoterapi tedavilerinin yan etkilerini azaltmaktadır. Mide bulantısı, kusma, baş ağrısı, ağız içi yaralar ve saç dökülmesi gibi hastayı zora sokan etkileri % 90-95 oranında azalttığı görülmüştür. Hastanın yaşam kalitesi ve hastalıkla mücadele gücünün yükselmesine yardımcı olmaktadır
    Kırmızı Reishi mantarının , kemoterapinin ve radyoterapinin yan etkilerini azaltmadaki etkisi, İngilteredeki Kanser Araştırma enstitüsü tarafından da belirlenmiş ve tedavi süreci için çok önemli bir katkı olarak ifade edilmiştir

  • KOAH'TA KIRMIZI REİSHİ MANTARI FAYDALI OLUYOR
    Çevresel faktörler, hava kirliliği, sigara kullanımı, stres ve virüs gibi çok çeşitli sebepler bronşit, astım, KOAH, nefes darlığı gibi solunum yolu rahatsızlıklarına neden oluyor.


    Astım, polen toz gibi alerjenler tarafından tetiklenen, solunum yolu daralmasına neden olan bir çeşit alerjik reaksiyondur. Oksijenin akciğere gittiği ve karbondioksitin dışarı verildiği hava borusunu tıkar.


    Bronşit, çeşitli sebeplere bağlı olarak, bronşların iltihaplanması durumudur. Yani bronşlarda oluşan epitel dokularının tahrip olmasıdır. Akut ve kronik olmak üzere iki türlü görülür.
    KOAH; bir akciğer hastalığıdır.
    Hava yolları akciğerlere hava taşır. Hava yolları bir ağacın dalları gibi uca doğru gittikçe küçülür. Her bir ince dalın sonunda minik baloncuklara benzer çok sayıda hava kesesi vardır. Sağlıklı kişilerde bütün hava yolları açık ve temizdir. Her bir minik hava kesesi havayla dolar. Daha sonra hava çabucak dışarı çıkar.


    Ganoderma Lucidum;
    -Genel alerji şikayetlerinin giderilmesinde,
    -Epitel doku tahribatının giderilmesinde,
    -Astım,KOAH ve bronşit tedavisinde,
    -Bağışıklık düzenleyici hücreleri aktive ederek, karmaşık bağışıklık sistemini düzenlenmesine,
    -Akciğer enerjisinin arttırılmasına, yardımcı olur.

  • Endokrin Terapili Meme Kanseri Hastalarında Ganoderma lucidum Spore Tozu, Kansere İlişkin Yorgunluğu İyileştiriyor: Bir Pilot Klinik Çalışma

    Hong Zhao, Qingyuan Zhang, Ling Zhao, Xu Huang, Jincai Wang ve Xinmei Kang

    Harbin Tıp Üniversitesi, Haril Üniversitesi, Üçüncü Enstitüde Dahiliye Bölümü, Heilongjiang Eyaleti, Çin, 150086

    24 Mayıs 2011'de alındı; Kabul Edildi 1 Eylül 2011

    Akademik Editör: José Luis Ríos

    Telif Hakkı © 2012 Hong Zhao ve ark. Bu, Creative Commons Attribution License kapsamında dağıtılan ve orijinal çalışmanın doğru bir şekilde belirtilmesi koşuluyla, herhangi bir ortamda sınırsız kullanım, dağıtım ve çoğaltmaya izin veren açık erişim makalesidir.

    Özet

    Göğüs kanserinden sağ kalanlarda yorgunluk sıklığı endokrin tedavisi sırasında yüksektir. Bununla birlikte, bu belirtiyi yönetmek için kanıta dayalı müdahaleler azdır. Bu çalışmanın amacı, endokrin tedavisi gören meme kanseri hastalarında Ganoderma lucidum'un spor tozunun kansere bağlı yorgunluk için etkinliğini araştırmaktır. Ganoderma lucidum'un spor tozu, Çin'de yaygın olarak kullanılan geleneksel bir ilaç olan Basidiomycete türüdür. Endokrin tedavisi gören kansere bağlı yorgunluğu olan 48 meme kanseri hastası, deney ya da kontrol grubuna randomize edildi. FACT-F, HADS ve EORTC QLQ-C30 anket verileri başlangıçta ve tedaviden 4 hafta sonra toplandı. TNF-α, IL-6 ve karaciğer-böbrek fonksiyonlarının konsantrasyonları müdahale öncesi ve müdahaleden sonra ölçülmüştür. Deney grubu, müdahaleden sonra fiziksel iyi olma ve yorgunluk alt ölçeği alanlarında istatistiksel olarak anlamlı iyileşmeler gösterdi. Bu hastalar ayrıca daha az kaygı ve depresyon ve daha iyi yaşam kalitesi bildirdiler. CRF'nin immün belirteçleri anlamlı olarak düşüktü ve çalışma sırasında ciddi yan etki gözlenmedi. Bu pilot çalışma, Ganoderma lucidum'un spor tozunun endokrin tedavisi gören meme kanseri hastalarında kanserle ilgili yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerinde olumlu bir etkisi olmayan faydalı etkilere sahip olduğunu göstermektedir.

    Sonuç

    Kansere bağlı yorgunluk ve düşük yaşam kalitesi, meme kanseri hastalarının morbiditesini önemli ölçüde etkileyen ciddi problemlerdir. G. lucidum'un sporu, deney grubundaki durumları iyileştiren yararlı tamamlayıcı bir tedavi sunabilir. Bu pilot klinik çalışma, meme kanseri hastalarında yorgunluk ve yaşam kalitesi üzerine bitki tedavisinin etkinliğini araştırmanın ilk adımıdır. Çalışmalardan elde edilen sonuçlar etkinlik için kanıt sağlayabilir ve gelecekte daha kapsamlı kapsamlı araştırmalar tasarlamak için kullanılabilir.

    Çıkar Çatışması

    Yazarlar, çıkar çatışması olmadığını beyan eder.

    Yazar Katkıları

    Hong Zhao ve Qingyuan Zhang, çalışmanın tasarımından ve verilerin toplanmasından ve yazıların yazılmasından sorumludur. Ling Zhao ve Xu Huang, çalışma tasarımı, hasta alımı ve veri toplama konularında yardımcı oldular. Verileri analiz etmek Jingcai Wang'dan sorumluydu. Xinmei Kang, verilerin doğrulanması ve yorumlanmasında yardımcı oldu. Tüm yazarlar, önemli entelektüel içerik için el yazması gözden geçirmeye katıldı ve yayınlanmak üzere gönderilen nihai sürümü onayladı.

    Bu çalışma, Heilongjiang Eyaleti, Antikanser ve Rehabilitasyon Kurumu tarafından desteklenmiştir.

  • Meme Kanserinde Kırmızı Reishi Mantarı

    Kırmızı Reishi Mantarının (Ganoderman lucidum) meme kanseri üzerindeki etkileri ile yapılan çalışmalarda çok olumlu ve umut veren bilgiler elde edilmiştir.Yüksek invazif meme kanseri hücre serileri ile (MDA-MB-231) çalışılmış ve kırmızı Reishi mantarının kanser hücreleri üzerinde; aktive olmuş olan AP- ve NF-kappa B isimli transkripsiyon faktörlerini inhibe ettiği, bununla birlikte uPA'nın (Ürokinaz tip plazminojen aktivartörü) ekspresyonunu, reseptörünü (uPAR) ve de uPA sekresyonunu inhibe ettiğini, sonuç olarak meme kanseri hücre serilerinde migrasyonu süprese ettiği görüldü.(1)(2)Ayrıca Ganoderma lucidum NF-kappa B sinyalini ve östrojen reseptörünü modüle ederek de , kanser hücrelerinin proliferasyonunu inibe ettiği tespit edilmiştir.(3)


    Yapısal olarak alakalı lanostane-tip triterpenler, ganoderik asit A, F ve H (GA-A,GA-F,GA-H) kırmızı Reishi mantarında tanımlamıştır. GA-A VE GA-H'nin invasif meme kanseri hücrelerinde (MDA-MB-231) hücre büyümesini (hücre proliferasyonu ve koloni formasyonu)
    ve invasif davranışını (adhezyon, migrasyon ve invazyon) süprese ettiği görüldü.Ganoderik asit aktivitesinin 7. ,15. ,(6A-A) ve 3.(GA-H) pozisyonlarındaki triterpenlerinin hidroksilasyonu ile oluştuğu tespit edildi.

    Sonuç olarak; kırmızı Reishi mantarının (Ganoderma lucidum) hidroksillenmiş triterpenlerinin; meme kanseri tedavisi için doğal ajanlar olması ihtimali mevcuttur.(4)

     

     

    Konuyla İlgili Referanslar;

    1. Biochem Biophys Res Commun. 2002 Nov 8;298(4):603-12. Ganoderma lucidum suppresses motility of highly invasive breast and prostate cancer cells.Sliva D, Labarrere C, Slivova V, Sedlak M, Lloyd FP Jr, Ho NW.Cancer Research Laboratory, Methodist Research Institute, 1800 N Capitol Avenue E504, Indianapolis, IN 46202, USA. 
    This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

    2. J Altern Complement Med. 2003 Aug;9(4):491-7. Biologic activity of spores and dried powder from Ganoderma lucidum for the inhibition of highly invasive human breast and prostate cancer cells.Sliva D, Sedlak M, Slivova V, Valachovicova T, Lloyd FP Jr, Ho NW.Cancer Research Laboratory, Methodist Research Institute, Clarian Health Partners Inc., Indianapolis, IN 46202, USA. This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it.

    3. Int J Oncol. 2006 Sep;29(3):695-703. Ganoderma lucidum inhibits proliferation of human breast cancer cells by down-regulation of estrogen receptor and NF-kappaB signaling.Jiang J, Slivova V, Sliva D.Cancer Research Laboratory, Methodist Research Institute, Indianapolis, IN 46202, USA.

    4. Int J Mol Med. 2008 May;21(5):577-84.Ganoderic acids suppress growth and invasive behavior of breast cancer cells by modulating AP-1 and NF-kappaB signaling.Jiang J, Grieb B, Thyagarajan A, Sliva D.Cancer Research Laboratory, Methodist Research Institute, Indianapolis, IN 46202, USA.

  • Reishi mantarı ile ilgili Cumhuriyet gazatesi 14 Şubat 2011 pazartesi günü çıkan makale. 
    Meme kanserinde Kırmızı Reishi Mantarı mucizesi


    Kanser riski artıkça insanlar koruyucu tedbirlere başvuruyor. Amerika İndianapolis'teki Kanser Araştırma laboratuarında Kırmızı Reishi Mantarının meme kanserindeki etkileri üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda; özellikle hızlı yayılma eğilimi olan meme kanserinde ve metastatik meme kanserlerinde koruyucu ve tedaviyi destekleyici etkileri gözlemlendi.
    Türk halkı kanser riski altında ve kanserle mücadelede onkolojide üç-beş ilaç haricinde gerçek ilerleme yok’ şeklindeki açıklamalarıyla dikkat çeken İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Görevlisi Uzm. Dr. Yavuz Dizdar Türk insanın da geleneksel tedavi yöntemlerine başvurduğunu söyledi. ‘Ölümsüzlük Mantarı’ olarak da bilinen Kırmızı Reishi Mantarı ile ilgili bugüne kadar yapılan birçok bilimsel araştırma, bu mantarın kanserli hücreleri geriletmek, tümörleri küçültmek, bağışıklık sistemini güçlendirmek yönünde yararlı özellikleri yanısıra kansere karşı koruyucu etkilerini ortaya koymuştur.

    Kanser konusuna her fırsatta dikkat çeken İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Görevlisi Uzm. Dr. Yavuz Dizdar kanser, kanser tedavisi- destek tedavi yöntemleri ve Kırmızı Reishi Mantarı hakkında, Yaşam ve Sağlık dergisine bilgi verdi: "Mesela Türkiye’de fructose şurubu diye bir şey söz konusu değildi, şu anda fructose şurubu bütün meşrubatların içerisinde var. 2001 yılından bu yana bu böyle. Ve bunun pankreas kanserine neden olduğunu kanıtlayan birçok çalışma var. Yani tartışılacak bir durum yok. Buna rağmen ısrarla bu hata sürdürülüyor. Sebze ve meyvelerin eskisi gibi olmadığını belli bir yaşın üzerindeki insanlar biliyor. Domatesler, biberler böyle değildi. Süt, yoğurt ekşimiyor, ekmekler bayatlamıyor. Bütün endüstrinin algısı ‘Uzun Ömür’. Yani ürettiği ürünün ömrü uzun olsun. Ürünün ömrü uzun olunca, bizim ömrümüzden çalıyor. Genç yaşta hiç görülmeyen prostat kanserleri artık genç yaşta görülüyor. 40-45 yaşında prostat kanserleri geliyor artık. Meme kanserlerinin 25-30 yaşlarında görülmesi rutin oldu. Her ay böyle genç kanser hastaları geliyor. Bugünkü kanserlerin nedeni farklı. Geçmişte gümbürtülüydü, şimdi sessizleşti. Demek ki bu hastalıkların tarzı, seyri değişti. Biz de tedavi yaklaşımlarımızı buna göre değiştireceğiz. Ya da bu değişikliğe neden nedir öncelikle bunu anlamaya çalışacağız. Bağışıklık sistemine yardım etmek lazım. Binlerce yıldır denenmiş, yerleşik geleneğin önerdiği şeyler yapılabilir. Bunlardan biri de Kırmızı Reishi Mantarı olabilir.’’

    Dizdar ‘’Mevcut hastalıkların bir kısmının bağışıklık sisteminin farklı çalışmaya başlamasından kaynaklandığını düşünüyorum. Mesela eskiden birinin bir şeye alerjisi vardır, karşılaştığı zaman hapşırır tıksırır, şimdi öyle değil. Ortaya çıkan klinik tablolar açıklanamıyor. Bütün doktorlarda bir sıkıntı var. Bu TUS jenerasyonu, Tıpta Uzmanlık Sınavında yetişen jenerasyon, klinik bilgi yönünden çok zayıflar. Mevcut doktorların kemikten tümörü ayırt edebilecek bilgisi yok. Senin doktor olarak görevin vatandaşın gerçek derdini anlamak. Onun fark etmediği şeyler var mı, tanıya doğru ulaşabiliyor muyum, tanıyı doğru koyabiliyor muyum, bunlara bakmak lazım. Bunu yapamayan doktor da sürekli ya tetkik istiyor ya da yuvarlıyor konuları. Mesela diyor ki sizde astım başlangıcı var; astım başlangıcı diye bir tanı yok!!! Sizde KOAH başlangıcı var, 3 tane ilaç başlayalım sizde; güzel kardeşim koah başlangıcı diye bir tablo yok ki ortada. Çünkü öyle bir tanı yok!!! Aslında olmayan bir şey ya da çok hafif bir şey, beklese zaten kendiliğinden geçecek ama 3 tane ilaç başlandığında, vücut o ilaca adapte olmaya başlıyor, o zaman ilacı kesseniz bir türlü kesmeseniz bir türlü. O ilacın etkisini geçirmek için başka ilaç vermeye başlıyorsunuz ve sonuçta bir girdaba dönüşüyor. Şu an bizim toplumumuz ortalama olarak sağlıklı değil. Halkımız artık bunun farkında ve farklı şeylere yönelmeye başladı‘’ şeklindeki açıklamalarıyla bugünkü doktorları eleştirdi.

    Kanser destek tedavi yöntemleri

    Hastaların alternatif tedavi arayışına girdiğini bunda da haklı olduklarını belirten İstanbul Üniversitesi Onkoloji Enstitüsü Öğretim Görevlisi Uzm. Dr. Yavuz Dizdar, ‘’Alternatif ve tamamlayıcı tedavilerde sorunumuz bilimsel verilerin genellikle yeterli olmaması. Hasta tıbbi tedaviyi de aldığından hangi tedavinin gerçekten etkili olduğu saptanamıyor. Ancak bazı seçenekler var ki, bunlar gelenek içerisinde binlerce yıldır uygulanmakta. İşte bunların etkili olabileceklerinin en önemli desteği de bu binlerce yıllık süreçten “süzülmüş” olmalarından kaynaklanıyor. Bunun iyi bir örneği de Kırmızı Reishi Mantarı’dır. Ayrıca bu konuda yapılmış hayli fazla temel bilim çalışması da bulunmakta, bağışıklık sistemini güçlendirdiğine dair güçlü veriler var. Hücre bölünmesini kontrol altına alabiliyor, bunu doğrudan mı yoksa bağışıklık sistemi üzerinden mi yaptığı henüz netleşmedi. Ancak bugüne dek elde edilen veriler olumlu. Ne var ki hastalarımızın ve yakınlarının iyi bilmeleri gereken bir şey var, ister ilaç ister doğal ürün olsun, doz çok önemli bir faktör. “Daha çok daha iyidir” şeklinde bir yaklaşımda bulunmak çok hatalıdır. Biyolojik sistemlerde olumlu etki belli bir dozla çıkar, bunun üzerinde ise ya kaybolur ya da toksik etkiler çıkmaya başlar. Bu nedenle Kırmızı Reishi Mantarı da önerilen dozlarda kullanılmalıdır‘’ dedi.

    İnsanlar hastalıklardan korunmak için ne yapıyor?

    Halkın sağlık için büyük şehirlerde yapabileceği çok bir şey kalmadı. Çünkü süt, yoğurt, tarım ilaçları, sebzeler, meyve, bozulmayan ekmek vs. derken bizim büyük şehirlerde sağlıklı beslenme şansımız yok. Durum böyle olunca geleneksel tedavi yöntemleri popüler olmaya başladı. Kansere karşı Kırmızı Reishi Mantarı’nın olumlu etkilerini kanıtlayan birçok bilimsel araştırma var. Zaten geleneksel tedavi yöntemlerinin bilimsel olarak kanıtlanmışlarının sayısı çok fazla değil. Ama Kırmızı Reishi Mantarı ile ilgili çok fazla çalışma olduğunu söyleyebiliriz. Burada bir de gelenek kavramı var onu göz ardı etmemek gerekiyor. Yani bir şey eğer 3-5 bin yıllık bir bilgi birikiminden süzülüp toplum gözünde ‘Bu faydalıdır’ şeklinde etiketlenmişse bunda genellikle bir hata olmuyor. Burada önemli olan iki nokta var; bir herkeste aynı etkiye sahip olmayabilir, iki önerilen dozda kullanılması gerekir. Bazen insanlar ‘daha fazlası daha faydalı olacaktır’ deyip aşırı içiyorlar. O zaman tam tersi bir durum ile karşılaşılabilinir. Bitkisel yöntemlerin güvenilir olması gerekiyor. Güven nereden gelecek? Güven gelenekten gelir. Atalarımız böyle yapmış. Mesela yoğurt, ayran, kefir, bunlar hep uzun ömürle ilişkilendirilmiş.

    Kadınlarımız meme kanserine karşı Kırmızı Reishi Mantarını destek olarak kullanabilir. Bu mantar sözünü ettiğim binlerce yıllık süreçten gelen doğal seçeneklerden biri. Burada ayrıca yapılmış hayli fazla temel bilim çalışması da bulunmakta, bağışıklık sistemini güçlendirdiğine dair güçlü veriler var. Bilimsel veriler eğer böyle diyorsa, önerilen dozda kullanmak kaydıyla bir faydası vardır. Bilimsel verileri yorumlarken hangi popülasyonda yapılıyor, hangi büyüklükte bir çalışma yapılmış dikkat etmek gerekiyor. Bilimsel verinin ötesinde eğer Kırmızı Reishi Mantarı’nın bir üstünlüğü varsa o da benim biraz önce sözünü ettiğim gelenektir.

  • Moleküler Hedefler

     

    Karşılıksız Alıcılar

    Toll-Like Reseptör 4 (TLR4), dendritik hücreler ve makrofajlar gibi bağışıklık sistemindeki hücrelerde yüksek oranda eksprese olan bir reseptördür. Ganoderma Lucidum'dan polisakkaritler bu reseptör için bir ligand gibi görünür ve onu etkinleştirir NF-kB (nükleer reseptör) ve TNF-α (sitokin) gibi diğer pro-inflamatuar proteinleri aktive eder. Bu etkiler, Ganoderma Lucidum'un polisakkarid ve peptidoglikan içeriğiyle ilişkilidir.

    NF-kB'nin aktivasyonuna (TLR4 eksprese eden hücrelerdeki TLR4 aktivasyonu ile iyi korele) baktığımızda, pro-inflamatuar stimulus LPS mevcut olmadığında LPS birlikte kuluçkalandığında baskılanır; Ganoderma polisakkaritlerinin bir reseptör modülatörü olduğunu ileri sürmektedir.

    Bu aynı eğilimler, Ganoderma Lucidum'un Akt'in daha az fosforilasyonu (Ser473) ile ilişkili olarak LPS tarafından indüklenen TNF-α artışını baskıladığı TNF-α ile (NF-kB aktivasyonunun sonucu) görülür ve Daha az IkB bozulması ve NF-kB aktivitesi. Ganoderma Lucidum polisakaritleri, proenflamatuvar bir uyarıcı olmadığında, hayvan modellerinde TNF-a düzeyini güvenilir bir şekilde arttırır ve makrofaj aktivasyonuna sekonder insan hücrelerini izole eder. Göğüs kanseri olan kişiler üzerinde yapılmış bir insan çalışması, günlük olarak 3g Ganoderma sporlarına tepki olarak kansere bağlı olduğu için immüno-modülasyonda bir iyileşme olduğunu belirtti ve yukarıdaki çalışmaları insanlarda önermişti.

    Ganoderma Lucidum polisakkaritleri TLR4 reseptör modülatörü gibi görünür ve proenflamatuar bir referans olarak Lipopolysaccharide (LPS) kullanırlar. Ganoderma, iltihap uyarıcısı mevcut olmadığında iltihaplanmayı artırabilir ve bir uyaran mevcut olduğunda iltihapları hafifletebilir. NF-kB aktivasyonu ve TNF-α seviyeleri aynı paterni izlemektedir ve Ganoderma, bağlam-bağımlı bir pro ve anti-inflamatuar (bağışıklık sistemi modülatörü)
    Matrix metalopeptidaz 9 (MMP9) olarak bilinen sitokin, normal olarak TNF-α ile indüklenir; ancak Ganoderma kaynaklı TNF-α ile ortaya çıkmaz; Ganoderma'daki bir bileşik, MMP9 mRNA'sını ve protein içeriğini interferansa uğratır Çekirdekteki promotora müdahale ederler Bu, triterpenoidler ve en az bir peptidoglikan ile ilişkili olabilir. Başka bir sitokin olan MCP-1, etanolik ekstre (triterpenoids) tarafından indüklenen suda çözünür ekstrakt (genellikle polisakaritler) tarafından bastırılır.

    Bazı triterpenoidler (genellikle etanolik ekstraktlarda), in vitro olarak IL-2, IL-4 ve IL-8'i upregüle ettiği, AP-1 yoluyla NF-kB aktivasyonunu inhibe ettiği belirtilmişse immünomodülatör özelliklere sahip olabilirler ERK fosforilasyonundan kaynaklanmaktadır; MEK inhibitörleri Ganoderma triterpenoidleri ile bu konuda sinerjiktirler.

    Ganoderma, iltihaplanma ile inflamasyonun kanserojen sonuçları arasındaki bağlantıları düzensizleştirebilir, ancak bunun pratik ilgisini değerlendirmek için daha fazla araştırma gerekmektedir (Ganoderma'daki birçok bileşik, farklı şekillerde davranır)

  • Artık yaş ortalaması ülkemizde 80'lere doğru yükselmeye başladı. Yaş 35 yolun yarısı iken yaş 40 yolun yarısı demeye başladık. 40'ı geçtikten sonra insan yavaş yavaş nereye gideceğinin farkına varmaya başlıyor. Fiziksel ve ruhsal anlamda değişimler yaşamaya başlıyoruz, bu değişimler kimimize iyi geliyor kimimize kötü. Yediğimiz yiyecekler, içtiğimiz içecekler, teknolojik gelişmeler, çevresel etkiler bizi hem olumlu ama daha çok da olumsuz etkileyen unsurlar. C8 diye bilinen insanoğlunun keşfetmiş olduğu bir kimyasal yıllarca petrol sektöründen tutun tekstil sektörüne kadar çeşitli alanlarda kullanıldı ve sonuç doğanın yok edemediği kutup ayılarından tutun da yeryüzündeki tüm canlıların sağlığını tehdit eden bir unsur olarak karşımıza çıktı. 2015 yılında yasaklandı ancak halen kullanılmakta ve hava ve su yolu vasıtasıyla tüm dünyaya yayılmakta. Bunun gibi tarımsal ilaçlar, kimyasal maddeler çevremizin ve bizim sağlığımızı tehdit eder hale geldi. Sadece bunlar olsa yine iyi yediğimiz yiyecekler de bu durumdan etkilendi. Dolayısıyla yediğimiz yiyeceklerden dahi zarar görmeye başladık. Bunun yanında bu kadar karamsar olmamıza da gerek yok.  Aşağıda sevindirici haberler var. Ganoderma Lucidum (Kırmızı reishi mantarı) adı ile anılan bir bitki koskoca ormanlarda bir kaç yerde bulunabilirken günümüzde seri üretimine geçilerek insanlığın hizmetine sunulmuştur. Bu bitkinin ne işe yaradığı hakkında detaylı bilgi sahibi olmak istiyorsanız ganoderma lucidum sayfamızı inceleyebilir ganomakale menüsünden bu bitki ile alakali her çeşit bilgiye ulaşabilirsiniz.

    İnsan Testi

    Bu amacı gerçekleştirmek için kapsamlı bir araştırma ve geliştirme çalışması başlatılmıştır. Aşağıda verilen insan testlerinin ayrıntıları verilmiştir. 

    Testlerde, 20 ila 77 yaş arasında 40 sağlıklı birey (19 kadın ve 21 erkek) hastaneye getirildi. Her biri 20 gruba ayrılmış ve daha sonra çift kör çapraz testlere tabi tutulmuştur.

    İlk grup özel bir Ganoderma formülüyle reçete edildi. İkinci gruptaki denekler de aynı formülasyonla reçete edildiğine inanmak için yapılmıştır. Aslında bir plasebo etkisi verildi.

    6 ay sonra bu iki grup arasında reçeteler değiştirildi. Araştırma hekimleri, ilk grupta (Ganoderma formülasyonu ile), 3 aylık tüketimden sonra zihinsel öznel belirtilerin ve fiziksel canlılığın iyileştiğini keşfetti.

    Bunların arasında yaşlılar, daha genç olanlardan ziyade zihinsel ve fiziksel iyileşme belirtileri elde ettiler. Daha uyanık ve canlanmışlardı.

    Özel Ganoderma formülasyonu ile reçetelenmemiş olanların durumunda zihinsel iyileşme belirtileri gözlenmemiştir. Bunun yerine, eskiden olduğu gibi yorgunluğa karşı savunmasız kaldılar.

    Testler ayrıca, özel Ganoderma formülasyonu ile reçete edilen grup arasında kan plazmasının genel antioksidan kabiliyetinde belirgin bir artış olduğunu ortaya koydu. Ayrıca, çoklu enzimatik (SOD, G6PD, GSHPx, GSHRd, vb.) Kırmızı kan hücrelerinin işlevlerinde belirgin bir artış vardı.

    Bu, Ganoderma'nın yukarıdaki iki işlevsel iyileştirme içerisindeki katkılarından canlılık kazandıracağına işaret eden ilk bilimsel kanıttır. 

    Hayvan Testi

    İnsan testleri dışında Senescence Hızlandırılmış Fareler üzerinde hayvan modu testleri de yapıldı. Bu farelerin ortalama ömrü 10 ay idi. Bu farelere yaşlanmalarını hızlandırmak için ön muamele edildi.

    Yaşları orta yaşa geldiğinde (6 aylıkken) yaşlanma belirtileri göstermeye başlarlar. Farelerin ortadan kalktıktan sonra, post-mortem, beynin lezyonlarını ortaya çıkarmıştır; bu durum, insanlarda bunama başlangıcına benzemektedir.

    Ardından, bir başka Senescence Accelerated fare grubuna, iki aylık özel Ganoderma formülasyonunun% 0.5 ekstresiyle beslendi ve bunlar insanlar açısından 14 yıla eşdeğerdi.

    Orta yaş (6 aylık) yaşlarına ulaştıklarında, daha sonraki etkin kaçırma testi sonucunda, hafıza güçleri ve öğrenme fakülteleri, kontrol grubundakilerden daha iyi hale geldi.

    Bunu insanlara uygulayarak, orta yaşa geldiğinizde 14 yıl boyunca Ganoderma tüketimine başlıyorsanız, bunu yapmayanlara kıyasla daha iyi bellek gücü ve öğrenme kabiliyetine sahip olursunuz. 

    Böylelikle, beyin hücrelerinin canlandırılması ve beynin hücresel dejenerasyon hızının engellenmesi, yaşlanmayı geciktirmede çok önemlidir. Artık, Ganoderma tüketiminin sizi daha genç yaşa getirebileceği açıktır.

    Bu mucizevi bitki, vücudun çeşitli organlarına artırılmış antioksidan gücü ile kan akışını teşvik eder. Bu, normal fizyolojik işlevleri sürdürebilmelerini sağlar, böylece normal insanlar kadar hızlı yaşlanmazsınız.

    Senescence Hızlandırılmış Fareler üzerinde yapılan başka bir hayvan modu testinde, bir grup fareye, 6 aylıkken özel Ganoderma formülasyonunun % 0.5 ekstresiyle beslendi. Bu, onların doğal olarak ölümüne kadar devam etti.

    Sonuçlar, kontrol grubundaki kişilerin aksine, bazı vakalarda, ortalama 2 ay ve hatta 5 aya kadar hayatta kalma oranlarının arttığını gösterdi. 2 ay ömrünün beşte birine eşittir.

    Buna ek olarak, Ganoderma ekstraktı ile beslendikleri miktar arttıkça hayatta kaldıkça ömürleri de o kadar uzundu. Yine, bunu insanlara uygulayarak, doğal olarak Ganoderma tüketimine orta yaşından sonuna kadar başlayalım.

    Modern insan için ortalama ömrün 70 yıl olduğunu varsayarak, ömrünüzün bir beşte bir veya daha fazla (14 yıl veya daha uzun süre) yaşayabilirsiniz.

    Ortalama ömrü 80 yıl ise, ömrünüzü beşte bir (ekstra 16 yıl daha) uzatabilirsiniz. Başka bir deyişle, Ganodermaile insanlık, 100 yıllık olgunlaşmamış bir yaşa ve hatta 120 yıl ve daha da ötesine kadar yaşamak şansına sahip olabilecektir.

  • Çinde 19 Uzman Doktorun kanser hastaları üzerinde yapmış olduğu detaylı beslenme bilgi düzeyi çalışması

    1Comprehensive Oncology Department, National Cancer Center/Cancer Hospital, Chinese Academy of Medical Sciences and Peking Union Medical College, Beijing, 100021, China.2Oncology Department, Shanghai Changzheng Hospital, Shanghai, 200003, China.3Clinical Nutrition Department, Beijing University Cancer Hospital, Beijing, 100142, China.4Nutrition Department, Chinese PLA General Hospital, Beijing, 100853, China.5Beijing EDEN Hospital, Beijing, 100000, China.6Oncology Department, Affiliated Hospital of Bengbu Medical College, Bengbu, Anhui, 233004, China.7Oncology Department, Sun Yan-sen University Cancer Hospital, Guangzhou, 510060, China.8Clinical Nutrition Department, Fudan University Cancer Hospital, Shanghai, 200032, China.9Oncology Department, Xuzhou Central Hospital, Xuzhou, Jiangsu, 221009, China.10Oncology Department, Ordos Central Hospital, Ordos, Inner Mongolia Autonomous Region, 017000, China.11Oncology Department, Hebei Medical University Cancer Hospital, Shijiazhuang, 050011, China.12Oncology Department, West China Hospital, Sichuan University, Chengdu, 610041, China.13Oncology Department, Jiangsu Province Hospital, Nanjing, 210029, China.14Oncology Department, General Hospital of Shenyang Military, Shenyang, 110016, China.15Palliative Care Center, Zhengzhou Ninth People's Hospital, Zhengzhou, 450053, China.16Oncology Department, Tianjin Medical University Cancer Hospital, Tianjin, 300070, China.17Oncology Department, Affiliated Hospital of Qingdao University, Qingdao, Shandong, 266071, China.18Department of General Surgery, Beijing Shijitan Hospital, Beijing, 100038, China. This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it. Department, National Cancer Center/Cancer Hospital, Chinese Academy of Medical Sciences and Peking Union Medical College, Beijing, 100021, China. This email address is being protected from spambots. You need JavaScript enabled to view it..

    AMAÇ:

    Beslenme bilgisi ve davranışı ile ilişkili güncel faktörleri, malignite hastalarının beslenme ve beslenme durumlarını ve beslenme yetersizliği ile ilgili bilgi ve davranışlarında yer alan yetersiz beslenme nedenlerini araştırmak, beslenme eğitimi ve müdahaleleri için hastalara tavsiyelerde bulunmak.

    YÖNTEM:

    Diyet bilgisi ve davranışlarıyla ilgili bir anketle 18 hastaneden beş yüz otuz beş katılımcı araştırılmıştır. Doktorlar, katılımcıların diyet alımı ve iştah puanlama düzeylerini sordular ve kaydettiler. Beslenme Riski Taraması 2002 (NRS-2002) ile beslenme riski taraması ve 24 saat diyet diyeti ile diyet araştırması bir diyetisyen tarafından tamamlanmıştır. Ayrıca, hedef enerji alımı ve hedef protein alımı, ESPEN kılavuzunun önerdiği "başparmak kuralı" ile, gerçek alım miktarı ile hedef alımı arasındaki farkı karşılaştırarak hesaplandı.

     

    SONUÇLAR:

    Ankete göre, katılımcıların% 95,2'si iyi bir diyet alışkanlığına sahip olmanın önemli olduğunu düşünmüş ve bunların yaklaşık yarısı diyet yapma konusunda rehber aramıştır; Hastaların% 70'inin bilimsel bir diyetin ne olduğu konusunda net bir fikri yoktu; Hastaların% 82'sinde çelişkili diyet bilgisi vardı; Bir çelişki olduğunda hastaların% 64,2'si doktorun görüşünü dinleyecektir. Sağlıklı beslenme konusunda öğrenmenin başlıca üç yolu, sırasıyla 26.0, 18.5 ve% 16.1 değerleriyle hekime, ağa ve TV'ye devam etmekti. Önemli olarak, hastaların% 99,6'sı diyet bilgisi hakkında hatalar yapmışlardır, örneğin yengeç, tavuk, kuzu, balık ve karidesler kendi konseptlerinde yenmemelidir. Buna ek olarak, katılımcıların% 90'dan fazlası Ganoderma lucidum spor tozu, deniz salatalık, ginseng, Cordyceps sinensis, vb. Hastaların yüzde doksan üçü nitelikli bir beslenme eğitimine hiç ulaşmadı. Ayrıca, katılımcıların% 15.6'sında beslenme riski vardı (NRS-2002 ≥ 3). Gerçek günlük enerji tüketimi 1169.20 ± 465.97 kcal idi, hedef enerji tüketiminden önemli ölçüde daha azdı (P <0.01), hedef gereksinimlerin% 65.3'üne tekabül ediyordu. Gerçek günlük protein alımı 46.55 ± 21.40 g olup, hedef protein alımından (P <0.01) anlamlı olarak daha azdır ve bu oran% 74.44'tür. Öte yandan, hekimlerin kayıtlarına göre% 69'u doktorların kayıtlarına göre “Çok kötü değil, İyi, İyi ya da Çok iyi”,% 34'ü ise diyet araştırması ile hedeflerin% 60'ına ulaşamamıştır.

    SONUÇ:

    Araştırma, kanser hastalarının bilimsel diyet beslenmesini yeterince anlamadığını ve Çin maligniteleri olan hastalar arasında düşük düzeyde normatif beslenme eğitimi aldıklarını göstermiştir. Çoğu kanser hastasının diyet alması azalmıştır ve gerçek alım NRS-2002 skoru veya hekimin araştırması ile ortaya çıkarılamamaktadır. Diyetisyenlerin ve doktorların işbirliğini geliştirmek ve beslenme bilgisi düzeyini arttırmak için beslenme eğitimi geliştirmek gerekir.

  • OTO-İMMÜN BOZUKLUKTA GANODERMANIN ROLÜ


    Mantarlar değerli sağlıklı besinlerdir - kalorisi düşük, sebze proteinleri olarak yüksek, kitin, demir, çinko. Lif, esansiyel amino asitler, vitaminler ve mineraller. Mantarların Geleneksel Çin Tıbbında da uzun bir geçmişi vardır.

    Efsanevi etkileri ya da iyi sağlık ve canlılığı teşvik etmek ve vücudunuzun uyarlanabilirlik yeteneklerini arttırmak, son çalışmalarla desteklenmektedir. Bu çalışmalar, Mantarların problu olduğunu ve vücudumuzun kendisini güçlendirdiğini ve fizyolojik homeostazı sürdürerek hastalıkla mücadelesine yardımcı olduğunu ve vücudumuzun dengesini ve hastalığa karşı doğal direncini düzelttiğini ileri sürüyor.

    İçerdikleri bileşikler, Bağışıklık Sistemi iyileştirme özelliklerine sahip olabilen Ana Savunma Potansiyentleri (HOP) olarak sınıflandırılmıştır. Japonya ve Çin'deki kanser tedavilerinin bir parçası olarak halen kullanılmalarının nedenlerinden biri de budur.

    "Japonya, Rusya, Çin ve ABD'de, çeşitli tıbbi mantarların (Lentinus edodes, Ganoderma lucidum, Schizophylium Commune, Trametes versicolor, Inonotus obligquus ve diğerleri gibi) meyve yaprağı, rnycelia ve kültür ortamından çeşitli farklı polisakajiyal antitümör ajanlar geliştirildi. Flammulina veluipes). Bolh hücresel bileşenleri ve çok sayıdaki mantarın sekonder metabolitinin konakçının bağışıklık sistemini etkilediği gösterilmiştir ve bu nedenle çeşitli hastalık durumlarının tedavisinde kullanılabilir ".

     

    Üniversitelerde ve tıbbi tesislerde yapılan birçok bilimsel araştırmada, insanları etkileyen birçok farklı rahatsızlığın mantarların tıbbi etkileri üzerine çok sayıda çalışma yapılmıştır. Örneğin Reishi'ye "bağışıklık güçlendirici" adı verildi ve Interleukin-1 ve 2 üretimini artırabilir. Reishi özütlerinin "tümör büyümesinde bir inhibisyon etkisi uyguladığı" bildirildi.

    Son yıllarda yapılan çalışmalar Reishi'nin başka birçok etkiye sahip olduğunu belirtti: Analjezik, Anti-inflamatuar, Antioksidan, intrferfer üretimi indükleyen Antiviral. Kan basıncını düşürür, Serum kolestrolü düşürerek kardiyotik etki, Ekspektator ve Antitüsif, Karaciğer (Hepatit) - Korunma ve detoxifying, İyonlaştırıcı radyasyondan korunma, Antibakteriyel ve Anti-HIV aktivitesi.

    Reishi Sinir fonksiyonu ve adrenal bezler için gerekli olan pantotenik asit içeren C, D ve B vitaminleri kadar kalsiyum, demir ve fosfor içerir.

    Shiitake'den (yüzyıllardır "Yaşam İksiri" olarak adlandırılan) bir ekstrakt (Lentinan), kanser öncesi, mide kanseri, yumurtalık kanseri ve akciğer kanseri olarak küçümsenmiştir.

    Lentinan, T lenfositleri ve doğal öldürücü hücrelerin üretimini uyarır ve A.I.D.S.'in anti-viral tedavisinde A Z T'nin etkisini güçlendirebilir.

    Şiitake, birçok antioksidan (Selenyum, Ürik asit ve A vitamini, E & C) ve D Vitamini bakımından zengindir. Şiitake mantarları, hipertansiyonu olanlarda kan basıncını düşürebilir, serum kolesterol düzeylerini düşürür, cinsel istekliliği artırır, üretimi teşvik eder Anti-viral etkilere sahip olan ve bazı vakalarda Hepatit'e karşı etkili olduğu kanıtlanmıştır.

    Cordyceps'in doğru türü, bağışıklık sisteminizin bakteri ve viral enfeksiyona karşı savaşma yeteneğini güçlendiren makrofaj aktivitesi için güçlü bir uyarıcı olabilir. İnsan klinik çalışmaları, Cordyccps'in yüksek kolesterol, kötü libido / iktidarsızlık, aritmi, akciğer kanseri ve kronik böbrek yetmezliği tedavisinde etkili olabileceğini gösteriyor. Cordyciips'in düz kas gevşemesine neden olduğu da bildirilmektedir. Bu, özellikle kronik öksürük, astım ve diğer bronşiyal rahatsızlıkların tedavisinde yardımcı olabilir.

    Yakın tarihli insan klinik çalışmaları, Tremella fuklformf'lerin (Bai Mu Eth) bağışıklık sistemini uyardığını göstermiştir. Diğer yeni çalışmalar, Tremella fucifarmis'in anti-tümör aktivitesi gösterdiğini, LDL'yi düşürdüğünü, kolestrolü düşürdüğünü, karaciğeri koruduğunu ve anti-inflamatuar olduğunu ve yaşlanma sürecini yavaşlatabileceğini belirtti. Grifola frondosa'nın (Maitake) de uyarılabileceği gösterildi (Bağışıklık sistemi ve Bazı tümörlere karşı etkili olmak.

    Heimselüloz (AHCC), polisakkaritler, polisakarit-peptidler, nokleositler, triterpeniodlar, kompleks nişastalar ve diğerleri, Şiitake, Reishi, Cordyceps ve diğer bazı mantarlarda bulunan bileşiklerin birçoğunu Ana Savunma Potansiyentleri (HOP) olarak sınıflandırırlar. Bu ürünlerin ihat kombinasyonlarının insan bağışıklık sisteminin yanı sıra nöron iletimi, metabolizması, hormonal dengesi ve besin maddeleri ile oksijen taşınımı konularına yönelik olduğuna inanılıyor. Host aracılı (T hücresi) immün bir machanism aracılığıyla, vücudun lenfoid kök hücrelerin gelişimini ve diğer önemli savunma yanıtlarını düzenlemesine yardımcı olurlar.

    Hem sağlığınızı hem de vücudunuzun dengesini korumak önemlidir. Hastalandığımızda vücudumuzun savunmalarında potansiyel bir savunmasız nokta açığa çıkabilir, Zamanla hücrenin aracılık ettiği bağışıklık yetersiz kalabilir veya arıza gösterebilir - Aynı yere birden fazla genetik mutasyona (malign transformasyonlar) hücreye ulaşmak için izin verebilir
    oranlar anormal veya habis büyüme ile sonuçlanır. Süreç genellikle oldukça yavaştır ve yıllar alır ve kendini göstermek için bir çok hastalığa yakalanabilir. Amaç, iyi düzenlenmiş bir vücudu korumaktır. Bağışıklık sistemimizin etkinliğini sürdürebilir, tüm hastalıkların sıklığını ve şiddetini en aza indirebilir ve çabucak iyileşebilirsek, sağlıklı bir yaşam kalitesinin tadını çıkarma ihtimalimiz artar. Sağlıkla ilgili birçok çalışma Mantarların insanlar üzerindeki faydaları bağışıklık arttırma özelliklerine odaklanmıştır. Karmaşık şekerler ve bunlar insanlarda yüksek seviyede sitokin üretimini uyarabilir, Sitokinler, hücreler arasındaki iletişimi kolaylaştırmak için bağışıklık sistemi tarafından üretilen proteinlerdir. Proliferasyon ve farklılaşma gibi kompleks hücresel prosesler kısmen hücre dışı sinyal molekülleri tarafından düzenlenir: örneğin polipeptit büyüme faktörleri, sitokinler ve peptid hormonları Birçoğu belirli hücre yüzey reseptörü protein tirozin kinazlarına bağlanarak mitojenik etkilerini gösterirler. Bu etkileşim, fosfolipid metabolizmasındaki değişiklikler, bir protein fosforilasyon kaskadının aktivasyonu ve belirli erken erken, gecikmiş erken veya geç yanıt genlerinin artmış ekspresyonunu içeren çok sayıda biyokimyasal tepkiyi tetikler. Bazı yaygın sitokinler arasında interlökinler, interferon, doğal öldürücü hücreler (NK hücreleri) aktive eden faktörler ve tümör nekrozu faktörleri bulunur. Vitamin ve mineral takviyeleri, en etkili olabilmek için düzenli olarak alınmalıdır. Dengeli bir diyet, yeterli dinlenme, olumlu bir görünüm ve nutrasötik mantar ürünleri de dahil olmak üzere besleyici takviyeleri düzenli olarak tüketilmesi, sağlığa kavuşma ve koruma ihtimalini artırabilir. Sistemlerimizdeki eksiklikler veya dengesizlikler nedeniyle patojenlere saldırmaya olanak tanıyan birçok kez bizim vucutlarımız. Günümüzde, havanın filtre edildiği ve işlenmiş gıdaların bulunduğu yapay çevrede yaşıyoruz. Sıklıkla, semptomlarımızı maskelemek için alanlarımızı tedavi etmek için antibiyotik ve çeşitli müdahaleler uyguluyoruz. Bağışıklık sistemlerimize artık daha doğal bir ortamda oldukları kadar sıklıkla meydan okumuyoruz. Bağışıklık sistemimizin önemli bir fonksiyonu bir bilgisayar veri dosyası gibi iş görür. Sistemlerimizi istila eden patojenler sürekli izlenmektedir: Yeni patojenler ve diğer moleküller hakkındaki bilgiler bağışıklık veri tabanımızda saklanmaktadır. Düşman patojenler vücudumuza saldırdığında bağışıklık sistemimiz, "yabancı maddelerin önemli bir veri tabanına sahibiz" şeklindeyse daha hızlı bağışıklık tepkileri oluşturabilir, ancak az gelişmiş bir bağışıklık sisteminde yetersiz bir veri tabanı ile, Birçok patojen .İyi bir bağışıklık tepkisi, bir saldırı patojeni ile baş edemeyecektir. .Mantar Nurtaceuticals, düşmanca olmayan bir şekilde çok çeşitli molekülleri veri tabanına sunarak, bağışıklık sistemine düzenli olarak belirgin bir meydan okuma sağlayabilir. Mantar takviyeleri ile "Bağışıklık sistemimiz için 24 saat Nautilus" sahibiz.

  • Ganoderma lucidum, Mikroglial Aktivasyonun Engellenmesiyle Dopaminerjik Nöron Dejenerasyonunu Korur

    Ruiping Zhang, Shengli Xu, Yanning Cai, Ming Zhou, Xiaohong Zuo ve Piu Chan

    Pekin Geriatri Enstitüsü ve Nörobiyoloji ve Nöroloji Anabilim Dalı, Eğitim Bakanlığı Nörodejeneratif Hastalıklar Kilit Laboratuvarı, Capital Medical University Xuanwu Hastanesi, 45 Changchun Caddesi, Pekin 100053, Çin

    20 Ocak 2009'da alındı; Kabul Tarihi 28 Mayıs 2009

    Telif Hakkı © 2011 Ruiping Zhang ve ark. Bu, Creative Commons Attribution License kapsamında dağıtılan ve orijinal çalışmanın doğru bir şekilde belirtilmesi koşuluyla, herhangi bir ortamda sınırsız kullanım, dağıtım ve çoğaltmaya izin veren açık erişimli bir makaledir.

    Özet

    Bol miktarda kanıt, nöroinflamasyonun Parkinson hastalığının (PD)patogenezine katılmasını önerdi. Ortaya çıkan kanıtlar, mikroglianın PD'de progresif nörodejenerasyonda kilit rol oynayabileceğini ve umut verici bir terapötik hedef olabileceğini destekledi. Geleneksel bir Çin şifalı bitki olan Ganoderma lucidum (GL), klinik çalışmalarımızda potansiyel anti-enflamatuar ve immüno modüle edici özelliklere sahip olabileceğini düşünmemizi sağlayacak potansiyel nevroprotektif etkiler gösterdi. Bu hipotezi test etmek için, dopaminerjik nöronlar ve mikroglia'nın birlikte-kültürlerini kullanarak, mikroglial aktivasyonu korumak yoluyla, GL'in potansiyel nöroprotektif etkisini ve olası altta yatan etki mekanizmasını araştırdık. Mikroglia, LPS ve MPP + ile işlemden geçirilmiş MES 23.5 hücre membranları tarafından aktive edilir. Bu esnada, GL ekstraktları doza bağımlı olarak mikroglia kaynaklı proenflamatuar ve sitotoksik faktörlerin (nitrik oksit, tümör nekroz faktör-α (TNF-α), interlukin 1β (IL-1β)] üretimini önemli ölçüde önlemekte ve TNF-α ve IL-1β ekspresyonlarını mRNA seviyesinde de etkiler. Sonuç olarak, sonuçlarımız, GL'nin anti-inflamasyon yoluyla PD'nin tedavisinde umut verici bir ajan olabileceğini desteklemektedir.

    Parkinson hastalığı (PD) klinik olarak yavaş hareket, sertlik, dinlenme sarsıntısı ve denge bozuklukları ile karakterize, yaygın nörodejeneratif bir hastalıktır [1]. Hastalığın ilerlemesi ile birlikte, pek çok hasta anksiyete, depresyon, kabızlık ve bunama dahil olmak üzere motorlu olmayan semptomlar geliştirir. PD semptomlarını hafifleten ilaçlar olmasına rağmen, bu ilaçların kronik kullanımı PD'nin progresyonunu engellemek için etkili değildir ve zayıflatıcı yan etkilerle ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle, dejeneratif progresyonu yavaşlatan veya durduran nöroprotektif tedavilerin geliştirilmesi büyük önem arz etmektedir [2]. Bununla birlikte, etkili nöroprotektif tedavilerin gelişimi, PD'nin patogenezi hakkındaki sınırlı bilgimiz tarafından engellenmektedir.

    PD'de nöronal dejenerasyondan sorumlu etyoloji ve patogenez bilinmemektedir. Birkaç kanıt, glia aktivasyonunun ve inflamatuvar süreçlerin ilerleyici dejenerasyona yol açan olayların kaskadına karıştığını desteklemektedir [3, 4]. PD'li hastaların substantia irigranında dejeneratif nöronların yakınında çok sayıda aktive edilmiş mikroglia bulunmaktadır [5]. Olgun beyindeki mikroglia, tipik olarak, dağılmış morfoloji ile karakterize dinlenme halindedir ve beyin ortamını izler. Çevre toksinleri, nörotoksinler gibi mikroorganizmalar anormal uyarılara yanıt olarak aktive olur ve nitrik oksit (NO), tümör nekroz faktörü-α (tüpteki tümör nekroz faktör-α) gibi sitotoksik faktörlerin aşırı bir üretimiyle önemli ve oldukça zararlı nörotoksik etkilere yol açabilir TNF-α), interlökin 1β (IL-1β) ve süperoksit ve benzeri [3, 5-7].

    Ganoderma lucidum (GL), 1000 yıldır Çin'de sağlığı geliştirmeye yönelik alternatif bir ilaç tedavisi olarak yaygın olarak kullanılmaktadır. Araştırmalar, GL ekstraktının bileşenlerinin immünomodülasyon, inflamasyonu baskılama, mitokondri enerji üretimini teşvik etme ve serbest radikalleri süpürme gibi geniş bir farmakolojik etki sergilediğini gösterdi [8-11]. Önceki çalışma, GL ekstraktlarının serebral iskemi sonrasında nöronal kaybı önleyebileceğini göstermektedir [12]. Ancak, GL'nin dopaminerjik nöron dejenerasyonuna karşı koruma sağlayıp sağlamayacağı ve mikroglial hücrelerin eksojen veya endojen uyarana karşı inflamatuar cevaplarını zayıflatıp azaltamayacağı bilinmemektedir. Bu soruları şu anki çalışmada cevaplamaya karar verdik.

    2. Yöntemler

    2.1. Malzemeler

    GL özleri PuraPharm Corporation (Guangxi, Çin) tarafından çok sayıda: 070106 ile sağlandı. Özler, meyve organı metanol ve düşük sıcaklıkta ekstraksiyon teknolojisi ile hazırlandı. Ana bileşenler ağırlıklı olarak polisakarit triterpenler ve ergosterol içermektedir. Kullanılan GL özleri, bir polisakkarit ve ergosterin içeriği ile tanımlandı. Hesaplamaya göre, polisakarit verimi, Ganoderma meyvesi gövdesi açısından% 0.6 (a / a) ve ergosterol% 0.35 idi. GL, fosfat-tamponlu salin içinde çözülmüştür. Hücre kültür reaktifleri, Gibco (Grand Island, NY, ABD) ve [3H] dopaminden (DA) PerkinElmer Life Science'dan (Boston, MA, ABD) satın alındı. Lipopolysaccharides ve Griess reaktifleri Sigma'dan (St Louis, MO, ABD) satın alındı. Sıçan CD11b'ye (OX-42) karşı monoklonal antikor Serotec'den (Oxford, UK) elde edildi. Sırasıyla sırasıyla Dojindo (Kyushu, Japonya) ve IBL (Gunma, Japonya) 'dan süperoksit Assay Kiti-WST ve sıçan IL-1β ELISA kitleri elde edilirken diaclone (Besancon, Fransa) Rat TNF-α tespit ELISA kitleri sağladı. Gerçek zamanlı PCR reaktifleri Takara (Tokyo, Japonya) tarafından sağlanmıştır.

    2.2. Microglia ve MES Kültürleri 23.5 Hücreler

    Microglia izole edildi ve Laboratuvar Hayvan Merkezi tarafından sağlanan 12-24-yaş Wistar sıçanlarının beyinlerinden saflaştırıldı [13]. Araştırma, Birleşmiş Milletler Ulusal Sağlık Enstitüleri tarafından benimsenip ilan edilen Helsinki Deklarasyonu'na ve Laboratuar Hayvanlarının Bakımı ve Kullanımı Kılavuzu'na uygun olarak yürütülmüştür. Tüm deney protokolleri Capital Medical University'nin İnsan ve Hayvan Konularının Değerlendirilmesi Komitesi tarafından onaylanmıştır. Kısaca, beyinler incelendikten ve menenjeler çıkarıldıktan sonra dokular kıyılmış ve tripsin (0.1 M fosfat tamponu içinde% 0.25 tripsin-EDTA) ile 37 ° C'de 20 dakika süreyle sindirilmiş, ateşle parlatılmış bir Pasteur pipeti ile toz haline getirilmiş ve filtrelenmiş bir 200-M naylon hücre süzgeçten geçirildi. 121 g'da 5 dakika süreyle santrifüj edildikten sonra doku,% 10 sığır fetüsü serumu (FBS) içeren DMEM içine asıldı ve şişe başına 5 x 105 hücre / ml'lik bir yoğunlukta 75 cm2'lik şişelere ekildi. Ekimden iki hafta sonra şişeler 180 rpm'de 4 saat çalkalandı ve yüzen hücreler toplandı ve 800 rpm'de 5 dakika santrifüje tabi tutuldu, hücreler tekrar süspansiyon haline getirildi ve daha deneysel işlem için 96 oyuklu plakalara plak edildi.

    Dopaminerjik hücre hattı MES 23.5, Houston, Baylor Tıp Koleji Nöroloji Bölümü Prof. Wei-dong Le'den hediye edildi. MES 23.5 hücreleri, sıçan embriyonik mesencefalik hücrelerinin sıçangil N18TG2 nöroblastoma hücreleri ile somatik hücre füzyonundan türetilmiştir [14]. MES 23.5 hücreleri, SN zona compacta'nın gelişmekte olan nöronlarının pek çok refahını sergilemekte ve birincil kültürlerden daha fazla homojenlik ve serbest radikal aracılı sitotoksite ve kalsiyum bağımlı hücre ölümlülüğüne duyarlılık gibi bu tür ilk çalışmalar için birçok avantaj sunmaktadır. MES 23.5 hücreleri, 104 hücre / cm2'lik bir yoğunlukta polilisin ile önceden kaplanmış 24 delikli plakalara ekildi ve% 95 hava /% 5 CO2 nemlendirilmiş atmosfer inkübatöründe 37 ° C'de Sato bileşenleri ile DMEM'de tutuldu. Kültürlenmiş MES 23.5 hücrelerinin bazıları mikroglia ile birlikte kültürlenmiştir.

    Reaktif mikroglia ile MES 23.5 hücreleri arasındaki etkileşimi incelemek amacıyla 24 oyuklu kültür plakalarında mikroglia ve MES 23.5 hücreleri birlikte kültürlenmiştir. Kısaca, saflaştırılmış mikrogram 2: 1 oranında (MES 23.5 ila mikroglia) MES 23.5 hücrelerinin eklenmesinden 1 gün önce 1 x 104 / oyuk yoğunluğunda kaplanmıştır. Eş-kültürler,% 2 ısı ile inaktif FBS içeren Sato kıvamlandırılmış ortamında muhafaza edildi. Mikroglia veya MES 23.5 hücrelerinin kültürleri tek başına veya birlikte, pozitif kontrol, GL ekstraktları (50-400 g / ml) veya MES 23.5 hücre membranı bileşenleri (150 g / ml) olarak lipopolisakarit (LPS, 0.25 g / ml) ile 24 saat süreyle muamele edildi. / ml) [13].

    2.3. İmmünositokimya

    Paraformaldehitle sabitlenmiş hücre kültürleri daha önce tarif edildiği gibi immüno-lekelendi [15]. Microglia, bir monoklonal antikor OX-42 ile lekelenmiştir. Kısaca, hücre kültürleri,% 3 H202 ile 15 dakika süreyle muamele edildi, daha sonra uygun normal serum ile bloke edildi ve ardından antikor seyrelticilerinde seyreltilmiş birincil bir antikor ile gece boyunca 4 ° C'de inkübe edildi [15]. Uygun biyotinlenmiş bir sekonder antikor ve daha sonra ABC reaktifleri ile inkübasyondan sonra bağlanmış kompleks 3,3'-diaminobenzidin (DAB) ile renk gelişimi ile görselleştirildi. Görüntüler Nikon ters mikroskop ile kaydedildi.

    2.4. MES 23.5 Hücre Membran Fraksiyonunun Hazırlanması

    24 saat süreyle MPP + 10 M'ye maruz kaldıktan sonra, MES 23.5 hücreleri, 0.25-M sükroz, 100 mM PBS, 1 mM MgCl2, 1 mM EDTA ve 2-μM proteaz inhibitörü PMSF içeren bir tampon içinde hasat edildi ve bir cam-teflon homojenleştirici [13]. Daha sonra homojenat, ham nükleer fraksiyonları uzaklaştırmak için 4 ° C'de 10 dakika süreyle 8000 g'de santrifüje tabi tutuldu. Süpernatanlar tekrar 100 000 g'de 60 dakika boyunca 4 ° C'de santrifüje tabi tutuldu. Çökeltiler homojenleştirildi ve kültür ortamı içinde süspanse edildi ve nöronal zar fraksiyonları olarak kullanıldı.

    2.5. Yüksek Affinity [3H] DA Alım Testi

    Her kuyucuktaki hücreler 1 ml Krebs-Ringer tamponu (16 mM NaH2P04, 16 mM Na2HP04, 119 mM NaCl, 4.7 mM KC1, 1.8 mM CaCI2, 1.2 mM MgS04, 1.3 mM EDTA ve 5.6 mM glukoz; pH 7.4). Hücreler daha sonra 30 dakika boyunca 37 ° C'de Krebs-Ringer tamponu (10 l / oyuk) içinde 10-nM [3H] DA ile inkübe edildi [15]. Dopamine ait spesifik olmayan alım, dopamin ve 1 mM nomifensini (10 ul / oyuk) alan paralel kuyularda, nöronal yüksek afiniteli dopamin alımının bir inhibitörü olarak belirlendi. Daha sonra, hücreler buzla soğutulmuş Krebs-Ringer tamponu (1 ml / oyuk) ile üç kez yıkandı ve 1 N NaOH (0.5 ml / oyuk) ile yıkandı. Lizatı gece boyunca 3 ml sintilasyon sıvısı ile karıştırdıktan sonra, Perkin Elmer 1450LSC Lüminesans Sayacı (Waltham, ABD) ile radyoaktivite belirlendi. Spesifik alım miktarı, toplam aktivite için spesifik olmayan sayımların çıkarılmasıyla tespit edildi.

    2.6. Tahlil Yok

    NO üretimi, salınan NO metabolitlerini (nitratlar ve nitritler) Griess reaktifi ile ölçerek nicelendirildi [16]. LPS / hücre fraksiyonuna 24 saat maruz bırakıldıktan sonra, kültür ortamı numuneleri toplandı ve santrifüjleme yoluyla hücre içermeyen hazırlandı. Ortam, uygun standartlara sahip bir LP-400 ELISA okuyucuda (Diagnostics Pasteur, Marne-la-Coquette, Fransa) 540 nm'de absorbans ölçülmeden önce oda sıcaklığında 10 dakika boyunca aynı hacimdeki Griess reaktifiyle inkübe edildi.

    2.7. TNF-α, IL-1β ve Süperoksit Deneyi

    Numuneler, NO numunelerine benzer şekilde hazırlandı ve bu faktörlerin üretimi, üreticinin talimatlarına göre sıçan TNF-a kiti, sıçan IL-1β ELISA kiti ve süperoksit Analiz Kiti-WST kullanılarak belirlendi. Ardından plaka okuyucuyu çalıştırın ve 450 nm'de ölçüm yapın.

    2.8. RNA İzolasyonu ve Gerçek Zamanlı PCR

    Toplam RNA, primer mikroglial hücrelerden RNAprep Kit kullanılarak üreticinin spesifikasyonlarına göre ekstrakte edildi. RNA, rastgele 9-mer'lerle hazırlanmış ve üreticinin önerdiği protokolü izleyerek AMV ters transkriptaz kullanarak ters transkripsiyon (RT) ile cDNA'ya dönüştürülmüştür [17, 18]. Nihai cDNA'ya, daha sonra, 1 x SYBR Green (Molecular Probes) nihai konsantrasyonu ve 20 μl reaksiyonda 0.2 M ilgi konusu primer seti içeren SYBR Premix Ex Taq ile gerçek zamanlı PCR uygulanmıştır. PCR karışımı, DNA motor Opticon 2'de (MJ araştırması, Waltham, MA) çalıştırıldı. Başlangıçta 10 saniye 95 ° C denatürasyon basamağından sonra reaksiyon, 95 ° C'de 5 saniye, 60 ° C'de 30 saniye ve 80 ° C'de 1 saniye boyunca 35 döngüden geçirildi. Erime eğrisi analizi, reaksiyon sonucunda elde edilen ürünlerin eşdeğer ve uygun ergime sıcaklıklarına sahip olmasını sağlamak için gerçekleştirildi. Kullanılan spesifik primerler Tablo 1'de listelenmiştir [17]. Hedef transkriptlerin nicelendirilmesi bir kalibrasyon eğrisine dayanıyordu. "Evde bakım" gen β-aktin, bir iç kontrol geni için hedeflenmiştir. Test geni verileri, karşılık gelen β-aktin verileri ile normalize edildi.

    2.9. İstatistiksel analiz

    Veriler, ortalama ± SD olarak ifade edildi. İstatistiksel önem, bir varyans analizi (ANOVA), ardından SPSS 11.5 kullanılarak LSD post hoc testi ile değerlendirildi. Bir değer istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.

    3. Sonuçlar

    3.1. LPS ve MPP + ile Tedavi Edilen Dopaminerjik Hücre Membranları Tarafından İndüklenen Mikroglial Aktivasyon

    Nörodejenerasyonda mikroglia aktivasyonu modelleri oluşturmak için, LPS ve MPP + ile muamele edilmiş dopaminerjik hücre membranları, mikroglia kültüründe veya dopaminerjik nöronda (MES 23.5 hücre hattı) ve mikroglia birlikte kültürlerde uyarı olarak kullanıldı. Microglia hücreleri, monoklonal antikor OX-42 kullanılarak CR3 tamamlayıcı reseptörü için boyama yoluyla görselleştirildi. Mikroglia kültürlerinin saflığı ~% 95'tir. Sessiz mikroglia, dallanmış biçimler veya iki kutuplu veya çok kutuplu süreçler gösterdi (Şekil 1 (a) ve 1 (b)) [19, 20]. Aktive mikroglia amoeboid morfolojiyi gösterdi (Şekil 1 (c) ve 1 (d)).

                                                                        şekil 1a                                                                                                                                      şekil 1b

                                                           şekil 1c                                                                                                                                              şekil 1d

    Şekil 1: OX-42 ile işaretlenmiş sıçan mikroglia hücrelerinin morfolojisi. Sıçan mikrogliası araç ile (a) 100x; (b) 400x), LPS 0.25 g / ml ((c) 100x; (d) 400x) ile 24 saat inkübe edildi. Mikroglia, LPS ile muamele edildikten sonra amoeboid morfolojiye dönüşmüştür. Ölçek çubuğu 100 m'yi temsil eder.

    Çok sayıda nörotoksik faktör arasından, NO, TNF-α, IL-1β ve süperoksit, mikroglial aktivasyonun yol açtığı dopaminerjik nörodejenerasyonun ana aracıları olabilir. İlk olarak, LPS'nin neden olduğu mikroglial aktivasyonu, mikroglial aktivasyonu yansıtan iyi belgelenmiş iki sitokin TNF-α ve IL-1β düzeylerini ve aktive mikrogliadan salınan çeşitli reaktif oksijen türlerini (ROS, NO ve süperoksit) düzeylerini ölçerek karakterize ettik . Uyarılmamış mikrogram, göz ardı edilebilir olan çok düşük miktarda herhangi bir sitokin üretir. LPS'ye (0.25 g / ml) maruz bırakıldıktan sonra TNF-α ve IL-1β düzeyleri 6-11 kat artmış ve NO ve süperoksit seviyeleri mikroglia kültüründe 5-11 kat artmıştır Medya (Şekil 2). MES 23.5 hücreleri sadece MPP + tedavisinden sonra mikroglia aktive ettiğinden [19], MPP + ile tedavi edilen MES 23.5 hücre zar fraksiyonlarının (CF) aktivasyon etkilerini inceledik. MPP + ile işlemden geçirilmiş hücre zar fraksiyonu (150 g / ml), TNF-α ve IL-1β üretimi ile inkübasyon, 4-10 misli kat artmıştır (Şekil 2). MPP + membran fraksiyonu ile muamele edilmiş mikroglial kültür ortamından NO ve süperoksidin seviyeleri 2-10 misli arttı (Şekil 2). MPP + içermeyen veya GL ile muamele edilen ham membran MPP + membran fraksiyonuna kıyasla yalnızca en az aktive edici etkiye sahiptir (veriler sunulmamıştır).

    Şekil 2: LPS ve CF, mikroglianın aktive edilmesi yoluyla sitokinleri arttırır. Mikroglial aktivasyon, LPS'ye (0.25 g / ml) ve CF'ye (150 g / ml) maruz bırakıldıktan sonra hücrelerdeki TNF-α, IL-1β, NO ve süperoksidin düzeylerini ölçmek suretiyle tespit edildi. Araç kontrollerinde TNF-α, IL-1β, NO ve süperoksit seviyeleri sırasıyla 106.55 pg / ml, 119.09 pg / ml, 0.6 M ve 5.22 U / ml'dir. Seviyeler, kontrol konsantrasyonlarına kıyasla kat artışı ifade etmiştir. Tüm sitokinler önemli ölçüde arttırıldı (*).

    3.2. GL, Proliferatif Faktörlerin ve Mikrogliada Tanıtan ROS'un Üretimini Engelliyor

    Microglia, aktivasyonun bir sonucu olarak sitokin üretebilir [21-23]. GL'in nöroprotektif aktivitesinin altta yatan mekanizmasını aydınlatmak için, GL'nin mikrogliadan türetilen inflamatuar sitokinler ve ROS seviyelerine etkisini araştırdık. Mikroglial hücre kültürleri 30 dakika boyunca farklı dozlarda (50-400 g / ml) GL ile ön işleme tabi tutuldu ve ardından MPP + ile işleme tabi tutulmuş LPS veya CF maruz bırakıldı. Şekil 3 ve 4'te gösterildiği gibi düşük dozda (50 g / ml) GL düşük inhibisyon etkileri gösterirken, daha yüksek GL (100-400 g / ml) ile ön tedavi, LPS'den kaynaklanan NO ve SOD artışını şiddetle azaltırken veya CF konsantrasyona bağlı bir modadır. Daha yüksek 400 g / ml dozu neredeyse NO üretimini tamamen önledi. Eşdeğer konsantrasyonda, GL, MPP + ile tedavi edilen LPS ve CF'den sonra TNF-α ve IL-1β salınımını önemli ölçüde azalttı (Şekil 5).

    Şekil 3: GL, doza bağımlı olarak NO'nun LPS veya CF'ye bağlı olarak üretilen üretimine karşı korur. Kültürler 0.25 g / ml LPS veya 150 g / ml CF ile maruz bırakılmadan 30 dakika önce belirtilen konsantrasyonda GL ile muamele edildi. Kültür süpernatantları toplandı ve NO için denendi. Veriler, kontrol grubunun kat artışı olarak ifade edildi ve üçlü halinde gerçekleştirilen iki deneyin ortalama ± SD ortalaması olarak sunuldu. * LPS sadece muamele edilmiş kültürlerle ve ** CF ile muamele edilmiş kültürlerle karşılaştırıldığında ** karşılaştırılmıştır.

    Şekil 4: GL, doza bağımlı bir tarzda LPS veya CF ile uyarılan süperoksit üretimine karşı korur. Kültürler 0.25 g / ml LPS veya 150 g / ml CF ile maruz bırakılmadan 30 dakika önce belirtilen konsantrasyonda GL ile muamele edildi. Süperoksit üretimi SOD test kiti-WST ile ölçülmüştür. Veriler, kontrol grubunun kat artışı olarak ifade edildi ve üçlü halinde gerçekleştirilen iki deneyin ortalama ± SD ortalaması olarak sunuldu. * LPS sadece muamele edilmiş kültürlerle ve ** CF ile muamele edilmiş kültürlerle karşılaştırıldığında ** karşılaştırılmıştır.

     

    Şekil 5: GL, LPS veya CF'nin TNF-a (a) ve IL-1β (b) 'nin indüklediği doza bağımlı bir şekilde üretimine karşı korur. Kültürler 0.25 g / ml LPS veya 150 g / ml CF ile maruz bırakılmadan 30 dakika önce belirtilen konsantrasyonda GL ile muamele edildi. TNF-α ve IL-1β seviyeleri Yöntemler bölümünde tarif edildiği gibi belirlendi. Veriler, üçlü olarak gerçekleştirilen iki deneyin ortalama ± SD'si olarak ifade edilmiştir. * ve ** TNF-α için LPS ve CF ile işlem görmüş kültürler ile karşılaştırılmıştır. sırasıyla IL-1β için LPS ve CF sadece muamele edilmiş kültürler ile karşılaştırılmıştır.

     

     

    3.3. GL, Microglia varlığında ve yokluğunda MPP + ile indüklenen Dopaminerjik Nörodejenerasyona karşı korur

    İnflamasyondan kaynaklanan nörotoksisiyi değerlendirmek için, dopaminerjik MES 23.5 nöronları 24 saat microglia ortak kültürü yokluğunda veya varlığında 100 M MPP + veya 0.25 g / ml LPS'ye maruz bırakıldı ve nörotoksisite [3H] DA alım testi kullanılarak değerlendirildi. MPP + 'ye maruz kalma, tek başına MES 23.5 nöronları için [3H] DA alımında yaklaşık% 66 oranında önemli bir azalmaya neden olurken, MES 23.5 ve mikroglia birlikte kültürleri için yaklaşık% 74 düşüş kaydedildi (Şekil 6). 400 g / ml GL ile ön-muamele, mikro-çiçek ko-kültürlerinin varlığında ve yokluğunda MPP + ile indükte edilen [3H] DA tutulumundaki azalmayı sırasıyla% 35 ve% 38 oranında önemli derecede korudu.

    Şekil 6: GL, mikrogramlı veya mikrogramsız MES 23.5 hücre kültürlerinde [3H] DA alımının MPP + ile indüklenen azalmasına karşı korur. Kültürler, araç veya 100 M MPP + ve 400 g / ml GL ile muamele edildi. GL, MPP + maruziyetinden 30 dakika önce verildi. [3H] DA'nın alımı, Yöntemler bölümünde tarif edildiği gibi değerlendirildi. Veriler, çoğaltılmış deneylerde hücre numunelerinden üretildi ve araç grubunun yüzdesi olarak ifade edildi. * MPP + 'ya maruz bırakılmadan mikroglia kültürlerinin yokluğunda veya varlığında ilgili MES 23.5 ile karşılaştırıldığında; ** mikrogliasız MPP + ile tedavi edilen MES 23.5 kültürleri ile karşılaştırıldığında; # GL'ye maruz kalmadan mikroglia kültürlerinin yokluğunda veya varlığında ilgili MES23.5 ile karşılaştırıldığında.

    3.4. GL, Microglia'da LPS ile Oluşan Dopaminerjik Dejenerasyona Karşı Korur

    Nöron-mikroglia birlikte kültürleri, 24 saat süreyle 0.25 g / ml LPS'ye maruz bırakıldığında, [3H] DA alımları, birlikte kültürlere kıyasla yaklaşık% 50 azaldı (Şekil 7). Eş-kültürlerin 400 g / ml GL ile ön işleme tabi tutulması, aynı zamanda, [3H] DA alımında LPS'nin indüklediği azalmayı belirgin olarak zayıflatmıştır (GL ile% 22 kaybı, GL olmayan% 50 kaybı).

    Şekil 7: GL, mikrogramlı ya da mikro gramlı olmayan MES 23.5 hücre kültürlerinde LPS ile indüklenen [3H] DA alımını azaltmaya karşı korur. Kültürler, araç veya 0.25 g / ml LPS ve 400 g / ml GL ile muamele edildi. LPS maruziyetinden 30 dakika önce GL'ye verildi. [3H] DA'nın alımı, Yöntemler bölümünde tarif edildiği gibi değerlendirildi. Veriler, çoğaltılmış deneylerde hücre numunelerinden üretildi ve araç grubunun yüzdesi olarak ifade edildi. * LPS'ye maruz bırakılmadan mikroglia kültürlerinin yokluğunda veya varlığında ilgili MES 23.5 ile karşılaştırıldığında; # karşılık gelen MES 23.5 ve GL ile temas ettirilmemiş mikroglia birlikte kültürleri ile karşılaştırıldığında.

    3.5. GL, LPS ve MPP + ile İşlem Görmüş Membran ile TNF-α ve IL-1β mRNA'sının Artmış Ekspresyonunu Engelliyor

    Bütün bu proenflamatuar faktörlerin sentezi çeşitli seviyelerde kontrol edilir. Transkripsiyon sonrası, translasyonel ve post-translasyonel mekanizmalar önemli rol oynarken, gen transkripsiyonu birincil düzenleyici bölge gibi gözükmektedir. TNF-α ve IL-1β mRNA ekspresyon seviyeleri, kontrol hücrelerinde zar zor tespit edilebilirdi ancak LPS ve CF ile önemli ölçüde artmıştı. 100-400 g / ml GL ön tedavisi, doza bağımlı bir şekilde ekspresyonunu inhibe etmiştir. Daha yüksek 400 g / ml GL dozu,% 90 koruma sağlamıştır (Şekil 8).

     

    Şekil 8: GL, TNF-α (a) ve IL-1β'nın (b) mRNA düzeylerinin LPS veya CF ile uyarılan aşırı ekspresyona karşı doza bağımlı bir biçimde korur. Kültürler 0.25 g / ml LPS veya 150 g / ml CF ile maruz bırakılmadan 30 dakika önce belirtilen konsantrasyonda GL ile muamele edildi. Toplam RNA çıkarıldı ve daha sonra Yöntemler bölümünde tarif edildiği gibi gerçek zamanlı PCR'ye tabi tutuldu. Veriler, ortalama eşik çevrim değerlerinden hesaplanan ve ortalama ± SD olarak sunulan kontrol grubunun yüzdesi olarak ifade edilir (sırasıyla LPS veya CF ile tedavi edilen grup). Farklı kültür takımlarından bağımsız RNA müstahzarları hazırlandı ve deney setinin RNA numunelerinden üç kopya tayin edildi. * Sırasıyla LPS veya CF ile işlem görmüş kültürler ile karşılaştırılmıştır.

    4. Tartışma

    Bu çalışmada, GL'nin dopaminerjik nöronları, MPP + ve LPS'ye maruz bırakıldıktan sonra mikroglial aktivasyon ile indüklenen enflamatuar hasara karşı etkili bir şekilde koruduğunu gösterdik. Altta yatan mekanizma, GL'nin mikrogramdan türeyen toksik faktörlerin (NO, TNF-α, IL-1β ve süperoksit) üretimine karşı koruma kabiliyeti ile ilişkili görünmektedir. Bu GL'nin TNF-α ve IL-1β'nın mRNA ekspresyonunu belirgin şekilde aşağı regüle ettiği gözlemi ile desteklenmektedir.

    Patolojik olarak patolojik olarak ilerleyen nigral hücre dejenerasyonu ile karakterize olan mikroglial aktivasyona eşlik eder. Çevresel veya endojen toksinlerin nöronal ölümle sonuçlanabileceği ileri sürülse de, mikroglia aktivasyonunun altında yatan mekanizma bilinmemektedir. LPS ve nörotoksinlerin mikroglia'yı aktive edebileceği ve proinflamatuvar faktörlerin ekspresyonunu inhibe ederek önleyebildiği progresif nörodejenerasyona neden olduğu gösterilmiştir [24]. Kanıtların artması kronik inflamasyonu PD de dahil nörodejeneratif hastalıklarla ilişkilendirmiştir.

    Merkezi sinir sisteminin yerleşik doğal immün hücreleri olan Microglia, nöroinflamatuar süreçte önemli rol oynamaktadır. Microglia aktive edilebilir ve iki mekanizma yoluyla nörotoksite neden olabilir [20]. İlk olarak, mikroglia, LPS ve diğer toksinler gibi ateşli tetiği tanımak suretiyle nöron hasarını başlatabilir, [24] aktive olur ve nörotoksik proenflamatuar faktörler ve sitokinler üretir. Sonuç olarak, bu faktörler DA nöronlarının antioksidanını tüketebilir, mitokondriyal fonksiyonu bozabilir, glutamatın yeniden alımını inhibe edebilir [25] ve CNS doku hasarını başlatabilir [26]. Buna ek olarak, TNF-α gibi sitokinler, diğer istirahat mikroglialarını aktive ederek, aşırı oksitleyici peroksinitrit türleri oluşturmak için ROS, NO ve süperoksit köklerinin kendiliğinden etkilenmesine yol açan inflamatuvar cevabı güçlendirir [6, 27]. SN'de TNF'ye bağlı mikroglia aktivasyonu, NADPH oksidazın aktivasyonu yoluyla oksidatif stres ortamı oluşturur [28]. IL-1β'nın, lökositlerin MSS'ye infiltrasyonunu kolaylaştıran kan-beyin bariyerinin bozulması yoluyla CNS enflamasyonunun gelişmesinde rol aldığı gösterilmiştir [23,24]. NO, zar geçirgen olduğundan aşırı NO birikimi süperoksitle reaksiyona girerek, proteinlere, lipitlere ve DNA'ya saldırma ve değiştirme yeteneğine sahip olduğu gibi antioksidan savunmalarını da tüketen peroksinitrit oluşturabilir [25,26]. Mikroglial türevli ROS'un süperoksit gibi birçoğu, hücresel zarları verimli bir şekilde geçemez; bu hücre dışı ROS'un dopaminerjik nöronları aşmasına ve sinir içi içi toksik olayların tetiklenmesine neden olmaz; bununla birlikte süperoksit, hücre dışı boşlukta NO ile hızla tepki verebilir komşu nöronlarda hücre zarlarını kolayca geçebilen ve hücre içi bileşenlere zarar verebilen daha kararlı bir oksidan [27]. Bütün bu faktörler, pro-apoptotik genleri nöronal ölümle sonuçlandıracak şekilde düzenleyebilen bir anahtar transkripsiyon faktörünü, NF-κB'yi aktive edebilir [29, 30]. İkincisi, mikroglia, nöron hasarına tepki olarak aşırı aktif hale gelebilir ve bu da, komşu nöronlar için toksiktir [31, 32], nöron ölümünün devam eden döngüsüyle sonuçlanır. Çeşitli çalışmalar, hasar gören DA nöronlarının mikroglia'yı aktive ettiği ve PD'de nöronal dejenerasyona karıştığı gösterilen matris metalloproteinaz 3 (MMP3) [33], α-synuclein [34] ve nöromelanini [33, 35] serbest bıraktıklarını ortaya koymaktadır. Tüm bu olaylar ilerleyici nöron dejenerasyonuna yol açan kısır bir daire oluşturur (Şekil 9).

    Şekil 9: Mikroglial aktivasyon ve nöron ölümü arasındaki moleküler mekanizmalar. Microglia, LPS ve diğer toksinler gibi enflamatuar tetikleyiciler tarafından aktive edilebilir ve dolayısıyla bir taraftan ROS, NO ve süperoksit radikallerinin aşırı oksitleyici peroksinitrit türleri oluşturmak için otomatik implikasyona neden olabilecek ve aynı zamanda diğer dinlenme mikroglialarını aktive eden proinflamatuar faktörler ve sitokinler üretebilir. SN'de TNF'ye bağlı mikroglia aktivasyonu, NADPH oksidazın aktivasyonu yoluyla oksidatif stres ortamı oluşturur. IL-1β, kan beyin bariyerini bozabilir ve merkezi sinir hücrelerine lökositler infiltrasyonunu kolaylaştırabilir. Bütün bu faktörler, pro-apoptotik genlerin nöronal ölümle sonuçlanmasına neden olan NF-κB'yi aktive edebilir. Bu olaylar, ilerici nöronal dejenerasyona yol açan kısır bir daire oluşturur. GL, anti-inflamatuar etki yoluyla mikroglia kaynaklı toksik faktörlerin üretimini inhibe edebilir.

    Sıçan mesencefalonundan türetilen primer nöron-zenginleştirilmiş veya nöron-glia ko-kültürlerinde, rotenon ile uyarılan dopaminerjik nörodejenerasyon, mikroglial hücrelerin varlığına bağlıydı. Bu, aktive mikroglia'dan süperoksit üretimi ile sağlandı [15]. Sıçan beyinlerinin üst nigral alanındaki LPS enjeksiyonu, mikroglial ve astroglial çoğalma ile sonuçlandı ve bu reaktif glial hücreler, sonraki nöronal ölümün önemli mediatörleriydi [36]. Dahası, fare beyninde glial hücre aktivasyonunun inhibe edilmesi, iNOS ve IL-1 oluşumunu bloke ederek MPTP kaynaklı nörotoksisiteyi azalttı [37]. Mevcut çalışmanın sonuçları, mikroglia kaynaklı toksik faktörlerin üretiminin inhibisyonunun GL'nin anti-inflamatuar etkisinin altında yatan bir mekanizma olabileceğini düşündürmektedir. Mikroglial aktivasyon ve nöronal hasarla ilgili varsayılan mekanizmalar Şekil 9'da gösterilmektedir.

    GL, 100 AD'den beri Çin'de kullanılan doğal bir bitkisel tıbbi mantar. Klinik olarak GL, kolesterolü düşürmek, hafızayı geliştirmek ve yaşlanmayı önleme amacıyla kullanılmıştır. Deneysel olarak, GL ekstraktlarının nöro-koruyucu etkileri olduğu kadar immün modüle edici, anti-enflamatuar, anti-oksidatif hasar ve antitümör aktivitelere sahip olduğu gösterilmiştir [8, 10, 38]. GL tedavisi, fitohemaglutinin, CD3, CD4, CD8 ve CD56 lenfositlerinin sayıları, interlökin (IL) -2, IL-6 ve interferon (IFN) -γ plazma konsantrasyonları ve NK aktivitesine karşı mitojenik reaktiviteyi arttırma eğilimi gösterirken, plazma konsantrasyonları Kanser hastalarında IL-1 ve TNF-α'nın azaldığı gösterilmiştir [39]. Çalışmalar aynı zamanda günde bir kez 15 günlük GL uygulamasının yaşlı sıçanlarda Krebs siklüs dehidrogenazlarını ve mitokondriyal elektron taşıma zincir kompleksi IV aktivitelerini arttırmada önemli derecede etkili olduğunu göstermiştir. Ekstraktın derin faaliyeti GL'nin önemli antioksidan özelliğiyle ilişkilendirilebilir [40].

    GL'nin en önemli farmakolojik olarak aktif bileşenleri polisakaritler ve triterpenoidlerdir. Polisakaritler, özellikle β-D-glukanların, bağışıklık modülasyonu ve anti-anjiyogenez yoluyla anti-tümör etkilerine sahip olduğu bilinmektedir. Buna ek olarak, polisakkaritler serbest radikallere karşı koruyucu bir etkiye sahiptir ve mutajenlerin neden olduğu hücre hasarını azaltmaktadır. Triterpenoidlerin antioksidanasyon, hepatoprotektif, antihipertansif, hipokolesterolemik ve anti histaminik etkilere sahip olduğu bildirilmiştir [41]. Bununla birlikte, mevcut çalışmada rol alan aktif bileşenlerin daha fazla incelenmesi gerekmektedir.

    PD için geçerli en etkili semptomatik tedavi levodopa uygulamasıdır, ancak hastalık ilerledikçe etkinlik azalmaktadır. Nigral DA nöronlarını ilerleyici ölümden kurtarmak için nöroprotektif stratejilerin şu anki odağı. Yeşil çay polifenolleri [42], ginsenosid [43], ginkgo biloba [44] ve polisakaridlerin DA nöronlarının dejenerasyonuna karşı koruma ve semptomları önleme potansiyeline sahip olduklarını gösteren kanıtlar artmaktadır [45] . Ek olarak, çalışmalar Çin otları veya bitkisel ekstraktların nöronal sağkalımı ve nevrit büyümesini teşvik edebileceğini ve antioksidanlar, DA taşıyıcı inhibitörü, monoamin oksidaz inhibitörü, serbest radikal süpürücü, zararlı şelatörleri gibi yeteneklerinden ötürü beyin hasarlarının işlevsel olarak iyileşmesini kolaylaştırdığını ileri sürmüştür. metal iyonları, hücre sağkalım genleri ve sinyal verme, anti-apoptoz aktivitesi ve hatta beyin kan dolaşımının iyileştirilmesi [46]. PD'ye karşı yeni farmasötik stratejiler, Çin otları ve bitki özlerinin biyolojik etkilerine katkıda bulunan çeşitli aktif varlıkları ve değerli kombinasyonları anlamak suretiyle keşfedilecektir.

    Sonuç olarak, mikroglial aktivasyonu inhibe edebilen GL en motorik semptomların hafifletildiği DA replasmanı ve adjuvan cerrahi tedavi gibi güncel terapilerin aksine, PD'de nörodejenerasyon ve / veya fonksiyonu önleyebilir. Sınırlı envanter etkili ilaçlar ışığında, PD tedavisi için potansiyel bir ilaç olarak GL ile ilgili daha ileri çalışmalara gerek duyulmaktadır. Bu çalışmaların yakın gelecekte daha iyi tedavilerin ortaya çıkacağını düşünüyoruz.